
Ar-Ge Gerçeklerin çarpıtıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Belli bir azınlığın, kendileri dışında kalan bütün bir beşeriyete dayattığı bu egemen sistemde, medyatik sihirbazların herkese akı kara göstermekte azımsanamayacak bir başarı yakaladığı söylenebilir. İnananlar vahyin değerlerini bir kenara atmaya mecbur edildikten sonra, tekrar vahye geri dönmesin diye, muazzam gayret ve çabalar harcanıyor, büyük yatırımlar yapılıyor. Bütün bunlar, egemen sistemi yani �global terör düzeni�ni korumak ve yaşatmak adına belli bir güç odağı adına yapılıyor. Bu çarpık dünyada tavır belirleyebilmek için geçmişe hızlıca bir göz atmak gerekir. 19. yüzyıldan itibaren gerek sömürgecilik ve işgal, gerekse gittikçe ilerleyen sanayi hamleleri, ister istemez dünyanın bir kısmının köleleştirilip �güçlü efendiler�in acımasız sömürü pençesine süratli bir tempo ile devredilmesi sonucunu ortaya çıkardı. Gerekçe son derece insani idi. İyiliksever kimseler olduğunu ifade ediyorlardı: �Size uygarlık getirmeye geldik!� Bu gerekçe adına köklü medeniyetler tahrip edildi. Zenginlik kaynakları talan edildi. İnsanlar büyük kitleler halinde köleleştirildi. Bir köle bir çuval patatese eşdeğer görüldü. Vatanlarından, topraklarından, geçmişlerinden, akrabalarından, beşeri ve tabii çevrelerinden kopartılan yığınlardan köle olarak ağır şartlarda yaptırılan uzun yolculuklardan ölmeyip kurtulabilen bedenen güçlü azınlığa: her şeyleri unutturuldu� Yeniden geldikleri yeni dünyada hatıraları, geçmişleri tamamen unutturuldu. Yaşadıkları yerlerin Kunta-Kinte�leri olarak, bayağı hayvanlardan sadece sınırlı alanlarda bir gömlek üstün olarak değerlendirildiler. Afrika ve Uzakdoğu�da yapılanlar bu karakterde idi. Diğer taraftan sömürgeciliğin bir noktadan itibaren önünde bir engel gibi duran İslam adına bir Osmanlı Devleti vardı. Bunun için o da tarih sahnesinden silinmeli ve böylelikle Emperyalizmin bütün dünyayı kuşatan amaçları gerçekleştirilmeliydi. İşte Birinci Dünya Savaşı�nın ana amacı bu idi. Kendi aralarında farklı hesapları olsa ve bu sebepten birbirleriyle anlaşamasalar bile; İslam dünyasını paylaşmak ve İslam adına varolan son devleti ortadan kaldırmak söz konusu olunca İngiltere�sinden Rusya�sına bütün emperyalistler bir araya gelebiliyor, ortak birtakım noktalarda buluşabiliyorlardı. Bu savaşın, sonucunda dünya yeniden dizayn edildi. Osmanlı Devleti ve diğer İslam diyarları emperyalistlerin cetvelleriyle çizilen toprak parçaları üzerinde, yeri gelince sözüm ona bağımsızlığına kontrollü bir şekilde kavuşturulmak üzere kukla yönetimlerin temelleri atıldı. Birinci Dünya Savaşı�nda üvey evlat muamelesine tabi tutularak, tutumu dolayısıyla cezalandırılan Almanya, bu muamelenin sebep olduğu reaksiyonun da bir sonucu olarak, hırsla çalıştı, güçlendi, hesaba katılmasının bir zorunluluk olduğunu ispatlamaya çalıştı. Ellerine geçirdikleri muazzam imkanları kaybetmek istemeyen diğer emperyalist ülkeler, Birinci Dünya Savaşı�na ittikleri Almanya�yı bir süre sonra saf dışı bırakmak için ellerini çabuk tuttu. Bu arada sömürgeciliğin bir başka acı meyvesi, devlet ve uygarlık olarak nesebi ve nisbeti oldukça belirsiz, ya da her türlü batılın toplam ürünü olan ABD, içerideki birçok karmaşıklığı çözdüğünü kabul ederek kurtlar sofrasındaki yerin alabilecek bir düzeye geldiğini kararlaştırmıştı. ABD�nin fikren ve siyaseten şekillenmesinde en büyük pay sahibi olan İngiltere de artık ihtiyarlamış, çökmüştü. ABD�yi kendi halefi görerek teselli bulmaya çalışmak zorunda kalmıştı. Varşova ve Nato paktlarında müşahhaslaşan iki kutuplu dünyanın her bir kutbu egemen olduğu ve kontrolü altında tuttuğu siyasal ve coğrafi nüfuz alanlarında, her biri diğerini öcü göstererek, menfaatlerini sonuna kadar sürdürmenin yollarını arıyordu. Bu arada özellikle İngiltere�nin desteği ve şartları oluşturması neticesinde Orta-Doğu�da Siyonist İsrail Devleti kurdurulmuş; esas görevi, İsrail�in varlığını bölgenin Müslüman halkına rağmen korumak olan bölgedeki yapay devletlerle zaman zaman yapılan göstermelik savaşlarla İsrail�in toprak gaspı ve işgali her geçen gün daha da ileri boyutlara taşınmıştı. 80�li yıllarda bloklar arası dengeyi etkileyecek ve hatta sarsacak iki önemli olay oldu: Afganistan�ın işgali ile İran İslam Devrimi. Afganistan�ın işgali, cihadı ümmetin gündemine yoğun bir şekilde getirdi. İran İslam Devrimi de İslam�ın devlet olma zorunluluk ve gereğini müşahhas bir şekilde vurguladı. Bu konuların gündeme gelmesi elbette yalnızca bu iki olayın ürünü değildi� bunu hazırlayan belli bir ilmi ve kültürel birikim vardı. Bunun yanında, İslami Hareketler�in (İhvan gibi�) bundaki payı da unutulmamalıdır. Afganistan�daki cihad da, İran İslam Devrimi de, ümmette müşterek duygular ve heyecanlar uyandırmıştı. Gittikçe ileri boyutlarda kanayan Filistin yarası ise, duyarlı her Müslümanın, ümmet adına mutlaka gündeminde tuttuğu vazgeçilmez, ihmal edilemez esas bir mesele halini almıştı. 80-90 yılları arasında Afganistan�da cihad, önemli bir sonuç kaydederek işgalci Sovyetlerin perişan bir şekilde tasını-tarağını toplayamadan defolup gitmesine, arkasından da Sovyetlerin dağılmasına sebep oldu. Yine yaklaşık aynı yıllarda İran-Irak savaşı cereyan etti. Bu savaşın en önemli amaçlarından birisi de Müslümanlara şu mesajı vermekti: İslam Devleti kurmak size çok pahalıya mal olacaktır. Bu işten vazgeçin. ABD, Sovyetlerin çökmesi akabinde, tek kutuplu dünya, globalizm, Yeni Dünya Düzeni gibi sloganlarla tek başına dünyaya egemen olma projelerini geliştirmek ya da bunlara hız kazandırmak zorunda idi. Bunun için Birinci Körfez Harekatını yaptıktan on yıl sonra İkinci Körfez Harekatını yaptı. İkinci harekattan bir sen önce de Afganistan�ı işgal etti. ABD bütün bunları yapınca belli bir gerekçeye sığınıyordu. 19. yüzyıldaki sömürgeciliğin gerekçesi, geri kalmışlara uygarlık getirmekti. Günümüzde ABD�nin ülkeler işgal etmesinin, kültürleri, medeniyetleri tahrip etmesinin, milyonlarca masum insanları katletmesinin, isteği zaman evi basıp evlerdeki emniyet ve mahremiyeti ihlal etmesinin, dilediği zaman dilediği yere yüz binlerce bomba yağdırmasının bir gerekçesi var artık: �Uygarlığa zarar vermesi muhtemel bir terörodağını imha ediyoruz�� Kim, kime öğretti bilmiyoruz ama aynı gerekçeyi işgalci-terörist İsrail de Filistin�deki insanlık dışı terörü için bir gerekçe olarak kullanmaktadır� Bütün bunlardan sonra diyoruz ki: - Biz bu yalanlara inanmıyoruz. - Biz bu yalancı uygarlığın maskesin indirmek için varız ve bunun için hazırlanıyoruz, donanıyoruz. - Bir, başta Müslümanlar olmak üzere, ABD normlarını her alanda reddetmeye çalışan onurlulara giydirilmek istenen, tüketici insanı oluşturmayı hedefleyen bu deli gömleğini giymeyeceğiz, giydirmeyeceğiz. - Biz, kendi çalışma ve hareket tarzımızı, egemen kılınmak istenen dayatmacı sistemin çekmeye çalıştığı ve istediği tarz alanlarda değil; kendi inanç ve değerlerimizin gösterdiği doğrultuda şekillendirdik ve mücadele tarzımızı yine kendi değerlerimizin ışığında belirlemeye devam edeceğiz. Kısacası: - Egemen kılınmak istenen sistemin arzu ettiği gibi değil; Rabbimizin dilediği gibi bu dine davet edecek ve bu dini hakim kılmaya çalışacağız. Yani: - Müslümanlar var oldukça ABD ve İsrail terörü asla hedeflerine ulaşamayacaktır. Allahu Ekber! İzzet ve şeref yalnız İslam�ın ve Müslümanlarındır. |