“Allah’ın dediği olur” Ne güzel bir cümledir bu. Sözün bittiği yerde insanın ağzından dökülür. Kimine göre çaresizlikten, kimine göre ümitten, kimine göre korkudan, kimine göre şükürden doğar. Bu sözün herkes için farklı bir ruh halini yansıtarak anlam bulduğunu zamanla öğrendim. Ama değişmeyen tek kural Allah’ın kaza ve kaderine teslimiyetin dilden dökülüşüydü. “Allah’ın dediği olur” sözü belki son noktaydı ötesi yok demekti.

DuaEdenMumin

 

Bu cümleyi çocukluğumda bir kamyonun arkasında okumuştum. Uzun yola çıkan o şoför için bu ifadenin anlamı; tedirginliği, kaygıyı ve korkuyu bir kenara bırakıp Allaha tevekkül ederek yola çıkmasıydı. Tedbir kavramı bu tevekkülün bir parçası olmalıydı. Tedbir elbette ki takdirin önüne geçemez. Ama tedbir mutmainliği ve vicdani rahatlığı getirir. Elinden geleni yapıp iç huzuru ile gerisini Allaha bırakarak, Allah’ın takdirine boyun eğerek imani bir noktada bulunmak, teslimiyetin bir ifadesidir.

Kuranın dizilişindeki ilk sure olan Fatiha’nın ilk ayetinde, Allahu Teâla Alemlerin Rabbi ifadesi ile başlangıç yapar. Alemlerin Rabbi demek, yaratılan tüm varlık aleminin tek hükümranı Allah demektir. Tek otorite, tek hüküm sahibi olan demektir. Bu başlangıç ile tüm otoritenin kendisine ait olduğunu, söz sahibi olanın kendisi olduğunu bize ilan eder. Devamında Rahman olduğunu (dünyada yarattıklarına merhamet eden), Rahim olduğunu (müminlere dünya ve ahirette rahmet eden) ve din gününün sahibi olduğunu (Ahirette hesap ve yapılanların karşılığını vermeyi) bize bildirir. Devam eden ayette tüm Müslümanlar olarak bizler bu otoriteyi tanıdığımızı; ibadet, kulluk ve yardımı Allahtan beklediğimizi ifade ederiz. Yani konumuza başlık olan “Allah’ın dediği olur” sözünü kabul ve tasdik ederiz.

Allah’ın dediğini kabullenebilmek, imtihan bilincinde olmak demektir. Allah’ı tanımak demektir. Ne yaparsak yapalım son sözü Allah’ın söyleyeceğini bilmek demektir. Hayatımızın her aşamasında, her durum ve şartta yaptıklarımıza Allah’ın müdahil olduğunu kabul etmek demektir. Kuranda Rabbimiz kendini bize tanıtırken keskin ifadeler ile bu söze devamlı vurgu yapar. Bazen bizim irademize, tercihlerimize, niyetlerimize, yaptıklarımıza ve yapacaklarımıza karşı bizi birey olarak karşısına alır, muhatap olur:

“Bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah’ındır?” (Bakara 107)

“O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.” (Enam 18)

Allah’ın hükmüne, kararına ve kulları hakkındaki tasarrufuna boyun eğmek, kabullenebilmek imani yakınlıkla doğru orantılıdır. Konu, iman ile bağlantılı olunca ve iman sahiplerine yönelik imtihan süreci gündemde ise; Rabbimiz şefkat ile müjde ile yaklaşır kuluna:

“Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.” (Hac 35)

“Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.” (Şura 43)

“Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bakidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 96)

“Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, dertli dertli Rabbine niyaz etmişti.” (Kalem 48)

“Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Tegabun 15)

“Durum öyledir. Her kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.” (Hac 32)

Bir teselli sözü olarak her zaman karşımıza çıkmıştır bu söz. Tıpkı “Hayırlısı olsun”, “Vardır bunda da bir hayır” ya da “Takdiri ilahi” sözleri gibi. Bazen alınamayan bir intikamın güçsüz kalındığı bir noktada, Allaha havale sözüdür. “Allah intikam sahibidir. Ben derdimi ona havale ettim, ben o şahsı Allaha havale ettim” sözleriyle bağlantısı vardır. Allah’ın adaletine güvenme, Allah’ın ahirette hesabını görme’ye olan inançtır.

Bazen çok uğraşıp ta başarılamayan ama elinden geldiğini yaptığına inanan insan için Allah’ın takdirine kendisini bırakarak iç huzuru yakalama gibi bir anlam taşır. Bazen evladı için gelecek, kimlik, kişilik kaygısı taşıyan bir annenin ince bir yakarışının adıdır. Bir memur için mevki ve makam, bir esnaf için daha garantili bir hayat, bir öğrenci için kariyer ve diploma beklentisinde Allahtan bir hayır beklemenin adıdır. Bazen bir hasta için şifanın adıdır. Başımıza gelen sıkıntı ve belalar, bazılarına ağırdır ve diğer insanların imtihanı “oda bir şey mi” dedirtecek kadar hafiftir. Her durumda Allah’ın dediği olur.

İstediğimiz hesabı yapalım, istediğimiz düşünceye sahip olalım gerçekleştirmeye bir adım bile yaklaşsak o an ilahi takdir ne ise o olur. Allah’ın dediği ne ise, hükmü ne ise, kararı ne ise o olur. “Hayırlısı” kelimesi o yüzden önemlidir. Çünkü hırsı dizginler, yüreği yakmaz ve olgunluk göstergesidir. İmtihanlar insanı olgunlaştırır ve özüne döndürme amaçlıdır. Çünkü Allah katında bir çöp kadar değeri olmayan dünyaya Allah’ın bakmamızı istediği gibi bakmamızı sağlar.

Değerli olanın adını koyar Allah. Katında değerli olana yönlendirir ve hayırlısı ne ise bize onu takdir eder. Korumak ister, affetmek ister, hatadan dönmemiz için, tövbe etmemiz için mühlet verir. Hatalarımızdan ders çıkarıp tekrar kendi yoluna girmemizi ister. Hakkımızdaki hükmüne, daha güçlü, daha bilinçli, daha olgun, daha severek razı olmamızı ister. Sever bizi devamlı da sevmek ister. Sevdiği için korur. Nefsimize ağır da gelse adını kendi koyar, bizi uymaya yönlendirmek ister. Bir suyun istikametini belirleyip akacağı yönü belirlediği gibi bizi kendine yönlendirir. Kendi mecrasında kendi koyduğu kurala göre akmamızı, hayatımızı sonlandırmamızı ister, her ne kadar bendini aşmaya çalışan su gibi olsak ta.

Allah insanı irade sahibi olarak yaratmıştır. İnsan daha dünyaya gönderilmeden, kendi hür iradesi ile kulluk sürecine ve her türlü imtihana açık olduğuna, karşılığında Allah’ın rızasını ve cenneti kazanmak adına evet demiştir:

“Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.” (Ahzab 72)

İyiliği de kötülüğü de yaratan Allah’tır. İnsan iradesiyle iyiliği tercih eder ve kendisine bahşedilen güzel hasletleri kullanırsa, Allah’ta o kişi için iyiliği yaratır. Aynı durum kötülük içinde geçerlidir. Allah, insanın cüzi iradesini kullanma yönüne göre hayır ve şerri yaratır. Tercihlerimiz ve davranış biçimlerimizden sorumlu olduğumuz için ceza ve mükâfatta buna bağlıdır. İnsan kendisine verilen iradeyi ve diğer melekeleri yanlış yönde kullanma ihtimaline karşı (ki mutlaka kullanacaktır) Rabbimiz uyarılarına en başından devam etmiştir. Ayetin devamında:

“(Allah bu emaneti insana vermek suretiyle), münafık erkeklere ve münafık kadınlara, müşrik erkeklere ve müşrik kadınlara azap edecek, inanan erkeklerin ve inanan kadınların da tövbesini kabul edecektir. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Ahzab 73)

Allah, hür irade ile birlikte davranış şekillerimizi belirleyen aklı, muhakemeyi, vicdanı, sağduyuyu ve kalbi yönelişimizi fıtrata uygun olarak bizlere vermiş ve bu değerleri doğru yönde kullanan kullarına ilave olarak basiret üzere hikmeti yani akli melekeleri istikamet üzere doğru kanalize etme bilgisini de bahşetmiştir:

“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.” (Bakara 269)

Kendisine hikmet verilmemiş, akıl sahibi olmayan insanlar; Allah’ın kendileri hakkındaki hükmü algılayamazlar. Sabredemez, şükredemez ve isyana varan davranışlar sergilerler:

“İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.” (Fussilet 49)

“Eğer hak onların arzularına uysaydı, gökler ile yer ve onlarda bulunanlar elbette bozulur giderdi. Hayır, biz onlara şereflerini (Kur’an’ı) getirdik. Onlar ise bu şereflerinden yüz çeviriyorlar.” (Mü’minun 71)

İnsan hayır umarak yaptığı bir amelden ya da doğru gördüğü davranış biçiminden olumsuz ve hoşuna gitmeyen bir sonuçla karşılaşınca umutsuzluğa kapılır. Ama sonrasında isteğinin olmamasının kendisi için bir hayır olduğunu anladığında “İyi ki olmamış, Allah beni korumuş” ifadelerini kullanır. Kendisi için iyi olanın, hayırlı olanın murad edildiğini başta anlayamaz. “Savaş, hoşunuza gitmediği halde üzerinize yazıldı (farz kılındı). Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara 216)

“İyi ki öyle olmamış” sözü, onun için keşke sözünden daha değerlidir. İnsan korunduğunu anlar. Allah’ın yanında olduğunu anlar. Keşke’ler, eğer insanı teslimiyet ruhu ile özüne dönüşüne vesileyse duyulan pişmanlık Rabbini memnun eder. “Dert verip derman aratmasın” deriz ya. Derdi veren Allah, kuluna dermanı da verir. Dermandan anladığımız kesin çözüm ise, bir iyileşme ise, bir sonuç ise, burada tekrar Rahman devreye girer, iman kelimesiyle bizi baştan revize eder. Takvayı, imanı, sabrı, şükrü kalbimize okur. Rahmetiyle bizi kuşatır ve yine söz onundur. “Allah’ın dediği olur”, “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya 35)

Acımasız değildir bu aşamada, çünkü imtihan ettiği kulunu yalnız bırakmaz. Tekrar okumamızı, tekrar iman etmemizi ister ve dayanma gücümüzü arttırmak için müjdeler cennetleri bize. Her hâlükârda onun dediği olur. Dağına göre kar misali imanımıza göre, samimiyetimize göre nefsimizi arındırmamız ölçüsünde imtihanlarımız ağırlaşır. Ağır imtihanları verenlerin mükâfatı da ona göredir. İmtihan eden, kuralları koyar ve uygular.

Murad ettiğimiz şer de olabilir hayır da ama Allah’ın iradesi her durumda tecelli eder. Verilen kararlar aleyhimize de sonuçlanabilir. Hep iyi niyetle hayırlı olacağı ümidiyle yaklaşırız. Olmasını çok istediğimiz sonuç ya da derman, bazen bize verilir ama biz daha sonra anlarız o sonucun derdimizin dermanı olmadığını. Çok istediğimiz, aceleci olduğumuz için verilmiştir ve sebebi imtihandır. Sonucuna da katlanmak zorunda kalırız. Sabırsız ve aceleci nefsimizin her daim imtihanda olduğunu bize öğretmek ister Rabbimiz. “Yoksa insana ‘her arzu edip dilekte bulunduğu’ şey mi var?” (Necm 24)

Kısacası, her şey Allah’ın iradesinde ve kontrolünde gerçekleşir. O’nun izni dahilinde insan kendisi için yaratılmış kaderi yaşar. İnsanın başına gelen hayır ve şer Allah’tandır. Yaratılan her şey belirlenen zaman ve mekânda hayat bulur. İnsana isabet eden sıkıntılar ve ağır imtihanlar bir kader üzere yaratılmış ve imtihan gerçeğini vurgulamak üzeredir. Takdire boyun eğip kabullenmek ve imtihan bilincinde olup tevekkül etmek Allah’ı hoşnut eden davranışlardır. “De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevla’mızdır. Ve müminler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler.” (Tevbe 51)