• İsa Arı

    Allah’ı Zikretmenin / Allah’ı Anmanın Fazileti

    - 15 Mart 2015

“Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Ve Bana şükredin, nankörlük etmeyin.”(1)

Zikir: anmak demektir. Asıl anlamı, kalbin uyanık bir şekilde anılanı hatırlamasıdır. Allah’ı anmak O’na itaatle olur. Çokça zikir ve tesbihle beraber Allah’a itaat etmeyen O’nu zikretmiş olmaz. Allah’ın bizi anması ise itaatimize cevap vermesi, günahlarımızı mağfiret etmesi ile olur. (2)      

Allah_Lafzi

“Ey îmân edenler Allah’ı pek çok anın. Sabah, akşam, O’nu tesbih edin” (3)

“Artık namazı bitirdiğiniz zaman ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzereyken Allâh’ı anın.” (4)

“Rabb’ini içinden yalvararak ve (azabından) korkarak yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam an ve gafillerden olma.” (5)

“Sana vahyolunan kitabı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülüklerden alıkor. Allah’ı zikretmek ise elbette en büyüktür. Allah ne yaptığınızı bilir” (6)

Vahyolunan kitabı okuyan biri, ondan namaz kılmasını ve bu namazı dosdoğru kılmasını, tadili erkâna (namazın tüm kurallarını yerine getirerek dosdoğru kılması) uyması gerektiğini öğrenir. Dosdoğru kıldığı namazın da kendisini hayâsızlıktan, aklen ve şer’an yerilmiş/kötülenmiş, yasaklanmış ve sakıncalı görülmüş her türlü kötülükten uzaklaştırdığını öğrenir. Yaptığı yanlışlardan dolayı Rabbine yönelir ve içten gelen bir duyguyla sesini yükseltmeden ondan bağışlanma diler. Kendisini gafletten uzak tutması için yalvarır. Allah’ı zikretmekten; bütün hal ve hareketlerde Allah’ın gözetimi altında olduğunu hatırda tutması gerektiğini anlar. Çünkü her yaptığının Allah tarafından bilindiğinin bilincindedir.

“Doğrusu Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, iman eden erkeklerle iman eden kadınlar, itaate devam eden erkeklerle itaate devam eden kadınlar, sadık olan erkeklerle sadık olan kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a zilletle boyun eğen erkeklerle, Allah’a zilletle boyun eğen kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, gizli yerlerini koruyan erkeklerle gizli yerlerini koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle Allah’ı çokça anan kadınlar için Allah, bir mağfiret ve mükâfat hazırlamıştır. (7) 

Toplumu meydana getiren bireylerin hepsi, kadını ile erkeği ile Allah katında, Müslüman olmak, iman etmek, itaat etmek, itaatte devam etmek, sadık olmak, sabırlı olmak, Allah’a boyun eğmek, sadaka vermek, oruç tutmak, gizli yerlerini korumak ve Allah’ı çokça anmak konusunda aynı sorumluluktadırlar. Bu inanç ve yaptıkları eylemlere karşı da Allah’ın mükâfatı ve bağışlaması hepsine vardır.

“İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir. Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (8) 

“Sizi uyarması için içinizden bir adam (Hud) aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.” (9)  

Allah’ı Anmayı gündemlerinden çıkaran toplulukların/bireylerin, Allah’ı anmayı tekrar gündemlerine almaları için, Allah elçileri vasıtası ile insanları uyarır. Doğru yola davet eder. Allah’ı anmalarını ister.

İnsanlara, cenabı Allah verdiği nimetleri hatırlatarak, kendisini anmalarını, günlük hayatta gündemlerine almalarını emreder. Eğer bu emre/uyarıya, davete uymazlarsa ellerinden daha önceki ümmetlere verip sonra azınca aldığı gibi, nimetleri geri alıvereceğini hatırlamalarını ister. Allah’ın verdiği nimetleri hatırlayıp, Allah’ı gündemlerine alanların, yaşantılarını Allah’ın emir ve yasaklarına ve tavsiyelerine göre düzenleyenlerin bu dünyada da ahirette de kurtuluşa ereceği müjdesini veriyor Rabbimiz.

Ebu Musa (r.a.) anlatıyor: Rasulullah (a.s.v.) buyurdular ki:
“İçerisinde Allah Zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali; diri ile ölünün misali gibidir”. (10)  

Ebu Said el Hudri ve Ebu Hureyre (r.a.)’den: Rasulullah (a.s.v.)’ın şöyle buyurduğuna şahid olmuşlardır:
“Allah’ı Zikretmek için oturan bir toplumu muhakkak ki Melekler çevreler ve Rahmet Onları kaplar; Üzerlerine Huzur iner ve Allah Teâlâ Bunları, Kendi Katında olanlara (Meleklere…) anlatıp över”. (11)

“Bir toplulukta Allah’û Teâlâ’nın ismi anılmaz ve peygamberine, salevat-ı şerife getirilmezse, kıyamette onlar, hasret ve nedamet çekerler.” (12)  

Sa‘d ibni Ebû Vakkâs (ra) şöyle dedi:

Bir bedevî Resûlullah (sav) gelerek;

– Bana söyleyeceğim bir zikir öğret, dedi.
Resûl–i Ekrem ona şu zikri okumasını tavsiye etti:
– “Lâ ilâhe illAllah’û vahdehû lâ şerîke leh, Allâhü ekber kebîran ve’l–hamdü lillâhi kesîrâ ve sübhânallâhi Rabbi’l–âlemîn, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l–Azîzi’l–Hakîm:

(Tek olan Allah’tan başka ilâh ve O’nun bir eşi ve benzeri de yoktur. Kudreti ve saltanatıyla Allah en büyüktür. Bitip tükenmeyen hamd O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih ederim. Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.)
Bedevî:
– Bunlar Rabbim için söyleyeceğim dua ve zikirlerdir. Kendim için ne söylemeliyim? dedi.
Resûl–i Ekrem:

– “Allâhümmağfir lî verhamnî vehdinî verzuknî:

(Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızânı kazandıracak işler yaptır ve bana hayırlı rızık ver) de.” buyurdu. (13) 

Muâz radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Onun elinden tuttu ve “Muâz! Vallahi seni gerçekten seviyorum.” buyurdu. Sonra sözüne şöyle devam etti: “Muâz! Her namazdan sonra şu duayı mutlaka okumanı tavsiye ediyorum: “Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve hüsni ibâdetik (Allahım! Seni anıp zikretmek, nimetine şükretmek, sana lâyık ibadet etmek için bana yardım eyle!)” (14)

Zikretmek anmak demektir. Allah’û Teâlâyı zikretmek de, Onu hatırlamak demektir.

Beni anın, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin” mealindeki âyet-i kerime şöyle açıklanabilir:
  * Beni ibadetle anın, ben de sizi rahmetle anayım.

*  Beni dua ile anın, ben de sizi icabetle anayım. Yani duanızı kabul edeyim.

* Beni dünyada anın, Allah’ın istediği hayatı yaşayın, ben de sizi ahirette anayım, ahiret nimetleri ile anayım.

* Beni yalnızlıkta anın, ben de sizi toplulukta anayım.

* Beni ihlâsla anarsanız, ben de sizi kurtuluşa erdiririm.

Allah’û Teâlâ’yı anmak, Onun emir ve yasaklarını hatırlamak, emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmaktır.

Allah’û Teâlâ’yı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allah’û Teâlâ’yı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O halde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini gözeterek yapılan alışveriş zikirdir. Çünkü bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet halinden uzaklaşılmaktadır.

“Siz Allah’ı unutursanız Allah da sizi unutur” Allah’ın onları unutmasının, bildiğimiz unutmakla hiç ilgisi yoktur. Bu, Allah’ü Teâlâ’yı unutanlara, unutulmuş muamelesi yapılacak demektir. Münafıkların Allah’ı unutmaları, Allah’ın emrine uymamaları, itaat etmemeleri demektir. Allah’ın da onları unutması, onları hidayetten mahrum etmesidir. Unutursan unutulursun, ne kadar hatırlarsan o kadar hatırlanırsın.

İnsanlar arasında böyle bir ilişki olmasına rağmen, kullarına karşı çok merhametli olan Allah böyle değildir. Rasulullah (sav) buyurdular ki: “Allah Teâla Hazretleri diyor ki: “Ben, kulumun  benim hakkımda yaptığı zanna göreyim. O, beni zikretti mi onunla beraberim. Eğer o beni nefsinde  zikrederse ben de onu onunkinden daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikrederim. O bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir  zira yaklaşırım, o bana bir zira’  yaklaşırsa ben ona  bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (15)

Bu hadiste, gelme, yürüme, koşma gibi teşbihten maksat,  “Allah’ın kulun tevbesini sür’atla kabûl ettiğini, itaati kolaylaştırıp bu hususta kula takviye ve güç verdiğini, kulun hidâyetini tamamlayıp muvaffak ettiğini” anlayabiliriz.

Allah’ı anmak:

  • Dil ile anmak
  • Kalb ile anmak
  • Fiillerle anmak

Dil ile anmak kalb ile birleşmez ise, Allah korusun münafıkların anması gibi olur. Allah’a teslim olmadan olmuş gibi anmak. Kulları ve Allah’ı aldattıklarını zann ederek anmak.

Gerçekten Allah’ı anmak, dil+kalb+fiil birlikteliği ile anmaktır. Dil, kalb ve eylemler ile Allah anılır ise -ki bunun açıkça yapılması gerekir- bu şekilde bireysel Allah’ı anmaktan toplumsal Allah’ı anmaya geçilir. Toplumsal Allah’ı anma olmadığı sürece Allah’ı anma eylemi mükemmelleşemez.

Rabbimiz cümlemize dil, kalb ve eylemler ile Kendisini anmayı bizlere nasib etsin inşallah. (Âmin)

 Kaynaklar:

  1. Bakara, 152
  2. Kurtubi, II, 171
  3. Ahzab, 41-42
  4. Nisa, 103
  5. A´raf, 205
  6. Ankebut, 45
  7. Ahzab, 35
  8. Rad,27 – 28
  9. Araf, 69)
  10. Buhari, Daavât; Müslim, Salatü’l Müsafirin,
  11. Müslim, Tirmizi.
  12. Tirmizi
  13. Müslim, Zikir
  14. Ebû Dâvûd, Vitir; Nesâî, Sehv
  15. Buhari, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2; Tirmizi, Da’avat 142,