ayet

“De ki: Gerçekten Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran, 31)

Sevenin hedefi, sevgilinin rızasına erebilmek ve öfkesinden sakınmak, korunmak olduğundan sevgi; itaat isteğini ve isyan sayılan şeylerden kaçınmayı gerektirir. Bir kimse, hakiki yüceliğin ve kemalin ancak Allah’a ait olduğunu idrak edip anladığı zaman onun bütün sevgisi Allah için, Allah yolunda ve Allah’ın rızasını kazanmak uğrunda olur. Allah’ın dini de tevhid ve İslam olduğundan, sevgisi hep bu çerçevede dolaşır. İtaat ve ibadet için gösterdiği iradede, ancak bu din hâkim olur. O halde Allah’ı sevenler: “Ben özümü Allah’a teslim ettim/Eslemtu vechiye lillahi.” (Al-i İmran, 20) diyen ve bu ilahi emri tebliğ eden Rasulullah’a (sav) karşı gelmemelidirler. Ve O’nun gibi ihlâs ve samimiyetle “Ben özümü Allah’a teslim ettim.” deyip dininde ve şeriatında O’na ve O’nun öğretim ve bildirilerine uymaları ve onu örnek almaları lazım gelir.

Hiç şüphesiz Allah sevgisi, kuru laflarla yapılan bir iddia olmadığı gibi, sadece gönlün aşkla dolması da değildir. Bunların yanında, mutlaka Allah’ın Elçisine uymak, O’nun getirdiği hidayet üzere yürümek ve nizamını hayata uygulamak da gerekir. İman da ne ağızlarda gevelenen laflar, ne coşan hisler ne de yapılan birtakım ruhsuz davranışlardır. Aksine iman, Allah’a ve Rasulü’ne itaat ve Rasul’ün getirdiği nizama göre davranmaktır. (Fi Zilali’l-Kur’an)

Yukarıdaki ayet-i kerime (Al-i İmran, 31), Rasulullah’ın gösterdiği yol üzerinde yürümediği halde Allah’ı sevdiğini öne süren herkesin aleyhinde hükmeder. Böyle bir kimse, bütün söz ve davranışlarında Rasulullah’ın şeriatına ve O’nun getirdiği İslam dinine uymadıkça, gerçekten yalancıdır. Nitekim sahih bir hadiste Rasulullah’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Kim, bizim emrimize uymayan (bizim yapmadığımız) bir işi yaparsa o, reddedilmiştir.” Rivayet edilmiştir ki, bu ayet (Al-i İmran, 31) nazil olduğu zaman münafıkların başı Abdullah b. Ubeyy b. Selül: “Bakınız, Muhammed kendisine itaat ve ibadeti, Allah’a itaat gibi tutuyor. Ve bize, Hıristiyanların İsa’yı sevdikleri gibi kendisini sevmemizi emrediyor.” diye konuşmuştur. Bunun üzerine ikinci ayet olan: “Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin.” nazil olmuştur. (İbn-i Kesir Tefsiri)

Günümüzde, Kur’an ile Sünnet’in arasını ayırmaya çalışan, Allah’ın buyruklarını ve Rasulullah’ın sünnetini birtakım mantıkî dayanaklarla tevil etmeye ve bir kısmını yok saymaya çalışan gafiller ortaya çıkmıştır. Bunlardan bazıları, nasıl bir amaca hizmet ettiğini bilmeden bu işin savunuculuğunu yaparken, perde arkasında asıl, ulemayı, mezhebi itibarsızlaştırıp eledikten sonra Peygamberin sözlerine şüpheci yaklaşıp birçoğuna “uydurma, mantıksız, çağa uymuyor” diyerek kafa karıştırdıktan sonra, sanki Müslümanların Hıristiyanlar gibi Peygamberlerini ilahlaştırıp Allah’ın önüne geçiriyorlarmış gibi, bu kez Rasulullah’ı herhangi bir insan mesabesine indirmeye çalışmaktadırlar. Yine “Kur’an bize yeter. Onu biz, kendimiz anlarız.” diyerek nübüvvet makamını gereksiz görme cüretine kapılmaktadırlar. İşte bu zihniyet, Abdullah b. Ubeyy b. Selül’ün on dört asıl evvel sergilediği zihniyetin birebir kopyasıdır.

Şimdi bu zihniyete, Kur’an’ın haykırdığı gerçeği haykırıyoruz: Eğer Allah’ı sevdiğinizi ve Kur’an’ı gerçekten iyi anlamak istediğinizi iddia ediyorsanız yüce Allah buyuruyor ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız Rasule uyun…”