akil

İnsan; ne acayip bir mahlûk… Tefekkürün derinleştirdiği ama art niyetin düşünceyi yok ettiği bir mahlûk…

Akıl mı acaba hakikatin ölçüsü?

Bizi mutlak gerçeğe ulaştıracak hakikat…

Yoksa bir binek mi akıl?

Hakikati anlayacak…

“En basit sorular en derin olanlarıdır.” Akılla yol bulabilecek miyiz? Nereden geldik, nereye gideceğiz? Görünen o ki akıl burada tıkanır… Cevap veremez bu sorulara… Sadece yol gösterir; belki de asıl cevapları anlamaya… İşte tam bu noktada çıkar biri… İnsanların en iyisi, iyinin de iyisi… Ahlakı, sözü, davranışı, fiili… Hayatı ve ölümü…

Tek tek bu sorulara cevap verir. Kimsin, nesin, niye varsın, ne yapmalısın?

O anda bütün karanlıklar aydınlığa dönüşüverir. Zihinsel çöplükten berraklığa ulaşır akıl. Evet, yalan söylemesi mümkün olmayan, insan olmanın zirvesinde ki bu kişi(ler), hakikati haykırır. Der ki: Akıl, teslim ol O’na. O vakit her şey anlamlaşır, netleşir ve kalp huzura erer. Benlik haykırır: Mutlak gerçeğe ulaştıracak olan akıl değil, nakildir… Yolu aydınlatacak, berraklaştıracak olan… İnsanlığın sorunlarına çözüm bulacak olan…

Bu noktada sıkıntı çekmez akıl. Çekmez, çünkü aksini iddia etmek deliliktir, akıl noksanlığıdır. Akıl ve iman, teslimiyeti getirir.

İnsan olmanın acayipliği yeniden devreye girer. Peşi sıra sorular başlar; nakil nedir? Neyi kapsar? Nerede biter, nerede susar, diye…

Temiz fıtrat sahipleri burada ayrılır.

Bizlere mutlak hakikati yüce Yaratıcıdan getiren bu tertemiz insan(lar) , Yaratıcının emriyle örnek olmak için içimizden çıkarılmıştır. En cömert… En merhametli… En iyi… En doğru… En güvenilir… En… En… En… Her yönüyle mükemmel bir şahsiyet olan, gönül ve yaşantıları zerrece çirkinliğe bulaşmayan bu insan(lar)a tabi olmamak, akıl işi değildir. Şüpheler böyle başlatılır: “Efendim, aslolan vahiydir. Elçiler postacıdır; onlara tabi olmak mecburiyetinde değiliz.” Bu cümle sahipleri, “inandım” diyenlerin en küstahlarıdır. Hayatları rezilcedir. Çıkarcı ve çirkin karakterleri kendilerine öyle süslü görünür ki neredeyse nübüvveti inkâr edeceklerdir. Aslında dilleri inkâr edemese de kalpleri çoktan inkâr etmiştir. Maalesef bu noktada akılları ilahlarına dönüşmüştür.

Sonra bir derece altındakiler: “Efendim, elçiler bize örnektir; ama bu geçen sürede onlardan bize gelenler yalan ve uydurmadır. Dolayısıyla itibar etmemize gerek yoktur derler. Bu düşünce sahipleri, ilim ehlinin yolundan gitselerdi, bu sözlerinin arkasında kalplerindeki marazın olduğunu görebilirlerdi. Onun bunun söylediği, ne yeri ne de kaynağı belli olan ve kimin söylediği bilinmeyen sözleri yere göğe sığdıramayan bu güruh, delilleriyle apaçık ortada duran sünneti ve bu uğurda ömrünü tüketmiş ümmetin şerefli âlimlerini bir çırpıda silip atmazlardı…

Yine bu güruhun bir derece altındakiler: “Efendim, elçiler örnek şahsiyetlerdir. Sünnetleri de… Ama biz (pek yüksek zekâmız ve doğuştan gelen ilmimizle, doğruyu yanlıştan ayıran üstün muhakeme yeteneğimizle) hadisleri tahkik edebiliriz, aklımıza yatmayan hadisleri reddederiz; bizi bağlamaz.” derler. İşte aklın şaşırttığı bir sınıf daha. Nispeten şerri daha az görünse de, yine de diğer şerle arasında ancak pamuk ipliği kalınlığı kadar mesafe var. Oysa bu sınıf ümmetin ilim metodunu takip etseler, tam bir samimiyetle ilimde derinleşseler, zaten sünneti tahkik ve anlama yetkisini bu ümmet onlara verecek ve bu yolda kendileri takip edilen âlimler olacaklar. Oysaki az bir bilgiyle -ki ilmin birinci derecesi her şeyi bildiğini zannetmek en üst mertebesi ise hiçbir şey bilmediğini anlamaktır- yanılgıya düşmekteler.

Ey akıl sahipleri! Allah’ın elçisine uymamak, O’nun değerini küçümsemek, O’nu itibarsızlaştırmak, ilmî delili olmadan O’ndan gelenleri inkâr etmek, haklarında şüphe uyandırmak; and olsun ki peşi sıra Kur’an’ı inkâra götürür ve yapanı Allah’ın azabına müstahak kılar. Bize düşen; yüce Rabbimize, O’ndan gelenlere, O’nun vahyini bize getirene, en yüce insana, bizi sevene ve bize karşı şefkatli olana tam bir teslimiyetle teslim olmaktır. Ve yüce Elçiyi okurken, sünnetini anlarken ilim ehlini takip etmektir.

Allah’a and olsun ki, bizim için zayıf bir hadis bile yeryüzündeki bütün insanların sözünden daha değerlidir.

Ve unutmayın ki, tarihin çöplüğü yüce Elçi ile ilgili şüphe uyandırmaya çalışan, O’ndan gelenleri küstahça inkâr edenlerle doludur. Er ya da geç bugünün inkârcıları da çöplükte yerlerini alacaklardır; durumlarını düzeltmedikçe…

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.