Aile, bir arabanın motoru gibidir, çok önemlidir. Aile fertlerinin her biri için cennette birlikte olmak için mücadele edilmelidir. Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir” (Ta-Ha 132).

Öncelikle aile reisi olarak babalar, İslam’a hâkim olmalıdır. Baba, İslam’a hâkim olursa evde her şey düzene girer. Tabi ki anne de İslam’a hâkim olmalı ki evin içinde İslami düzen kurulsun. Çünkü çocuklarla daha çok vakit geçiren annelerdir, tabi ki çalışmayan anneler… Maalesef günümüz dünyasında anne ve babalar, çocuklarının mutluluğunu sadece para, iyi bir makam ve mevkide görmektedir. Birçok anne ve baba bu durumda. Hâlbuki geçici olan bu dünyadan sonra ebedi hayat var, cennet var, cehennem var. Çocuklarının cehenneme gitmesini hiçbir anne baba istemez. Bunu istemediği halde Allah’a kul olmayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı, tesettürü, tağuttan, şirkten uzak durmayı hiçbir anne babanın gündeminde görememekteyiz. Biraz Lokman’ın (as.) çocuğuna öğrettiği tavsiyelere bakalım:

“Lokman, oğluna öğüt vererek, ‘Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür’ demişti” (Lokman 13). Anlıyoruz ki öncelikle çocuklarımıza, tevhidi iyi bir şekilde öğretmeliyiz. Ne anlama geldiğini iyi bilmeli ve ona göre hareket etmesi daha güzeldir. Efendimiz de, “ilk önce çocuklarınıza tevhidi öğretin” diye buyurmuştur. Ayette geçiyor, “Yavrucuğum Allah’a ortak koşma, ona başkaldırma” diyor, “emirlerine harfiyyen uy!” diyor, “Çünkü şirk büyük bir zulümdür” diyor. Tevhidi tam manasıyla öğrenen, bütün haramlardan uzak duracaktır. Ve Rabbimiz uyarılarına devam ediyor:

“Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası, onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır” (Lokman 14).

Annemize babamıza saygıda kusur etmeyeceğiz ama öncelikle Rabbimizin emirlerini harfiyyen uygulamak kaydıyla. Anne ve babamıza, “öf” bile demeyeceğiz. Allah’ın emirlerine karşı gelmemizi istemedikleri müddetçe bu durum olacak. Allah’a karşı gelmemizi istedikleri an, onlara uymayabiliriz. Mesela “namaz kılma, oruç tutma, tesettüre girme” gibi Allah’ın emirlerine ters davranışlar istediklerinde onlara uymayabiliriz. Şu ayette Rabbimizin söylediği gibi: “Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm” (Lokman 15).

Rabbimizin ayeti ve tehdidi açık ve net, tabi ki ibret alıp uygulayanlar için. Yine başka bir ayette Lokman (as.) öğütlerine şöyle devam etmektedir:

“Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır” (Lokman 16). Nitekim Rabbimiz her ne yaparsak haberdardır, hiçbir şey ona gizli kalmaz, bir kayanın içinde olanları bilen Rabbimiz her şeyden haberdardır. Yasakları yapıp “kimse görmedi beni” deyip kurtulduğumuzu düşünmemeliyiz. Diğer ayette de şöyle devam etmekte: “Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer işlerdir” (Lokman 17).

Rabbimizin emirlerine her daim uymak zorundayız. Namazı kesinlikle hiç terk etmemeliyiz. Hangi şart altında olursa olsun fark etmemeli, hep iyilik yapanlardan taraf olmalı, çocuklarımız ve en önemlisi bizler, iyi bir örneklik teşkil etmeliyiz. Anne ve baba olarak bizim yapmadığımız bir şeyi çocuklarımızdan istememiz, saçmalık olur. O yüzden bizler yapacağız ve çocuklarımızdan isteyeceğiz. Ve başımıza ne gelirse gelsin Allah’ın emirlerinden taviz vermeden sabırlı bir şekilde devam edeceğiz. Diğer ayette de Rabbimiz şöyle haber vermektedir: “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez” (Lokman 18).

“İnsanlardan üstünmüşsün gibi yürüme, para, makam ve mevkiine güvenme. Sen paranla güçlü olamazsın güçlü ve kuvvetli benim!” diyor Rabbimiz. Ayrıca Rabbimiz öyle kişileri de asla sevmediğini söylüyor.

Rabbimiz başka bir ayetinde de şöyle buyurmaktadır: “Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır” (Tahrim 6). Rabbimizin bu ayeti, çok korkutucu ve ürpertici. Burada, “yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi koruyun” diyor. Ayrıca orada acımasız ve Allah’ın tüm emirlerini uygulayan melekler olduğu da belirtilmekte. Burada kendini ve ailesini koruması istenmekte. Aile reisi, hem kendinden hem de diğer aile fertlerinden sorumludur. Bu, kesinlikle unutulmamalıdır. Öncelikle başta da belirttiğim gibi baba düzgün olmalıdır, ev halkına örneklik teşkil etmelidir. Mesela çocuklarımıza haramı, helali öğretmeliyiz, sadece “şu haramdır şu da helaldir” deyip geçmemeliyiz. Bunların neden haram neden helâl olduğunu anlatmalıyız ki kafalarında yer etsin. Çocuklarımıza yemek adabı, sofra kurallarını da öğretmeliyiz. Sofraya oturmadan ellerini yıkamasını ve besmele çekmesini, sağ elle önünden yemek yemesini öğretmeliyiz. Su içme adabını da öğretmeliyiz, suyu doldurduktan sonra oturup üç defada içeceğimizi de öğretmeliyiz. Çünkü İslam’ın kurallarının hepsinden sorumluyuz. Evlerimizde haftada bir gün İslam üzerine dersler yapmalıyız ki başarılı olabilelim.

Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Hepiniz çobansınız, güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur.” Abdullah b. Ömer diyor ki: “Sanırım şöyle de demişti: Kişi, babasının malının çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz” (Buhari, Cum’a 11; Müslim, İmare 20; Ebu Davud, İmare 1, 13; Tirmizi, Cihad 27).

Efendimiz, burada, herkesin sorumluluklarını bir bir dile getirmiştir. Birinci olarak devlet başkanı, herkesten sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır, hepsinden sorumludur. Onların yaşayış tarzları, kılık kıyafetleri, yürüyüşleri, İslami bir yaşantıya uyumlu olmaları için mücadele etmesi gerekmektedir. Kadın da kocasından, çocuklarından, evdeki düzen konusunda sorumludur. En önemlisi, amel etmek ve yaşantısında örneklik göstererek mümkün olacaktır. Namaz kılmayan anne veya babanın, çocukları üstünde hiçbir etkiye sahip olamayacaktır. Yalan konuşan anne babanın, çocukları üstünde yalancılık etkisinden başka bir etkiye sahip olamayacaktır. Çocuklarına yedi yaşlarına gelince namazı ve Allah’ın diğer emirlerini öğretmeyen anne babalar, o çocuklar büyüdüğünde İslam’ın kurallarını yapmak, onlara çok ağır gelecektir ve yapmayacaklardır. Elinde telefon, saatlerce internet başından kalkmayan çocuklar, şeytanın tuzağına düşmekten kurtulamayacaklardır. Veyahut da televizyon başında, dizi peşinde koşan anne babalar, yarı çıplak bayanlardan gördüklerinin ve öğrendiklerinin, kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Burada da yine şeytan kârlı çıkacaktır. Ailede düzen ve huzur için Peygamber Efendimizin hayatı, yaşantısı tam bilinmelidir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim ile sürekli ilişki olmalı, Kur’an’dan habersiz yaşanmamalı, her gün evde Kur’an okunmalı manasını idrak ederek. İşte o zaman o evde huzur olacaktır. Allah’ın emirlerine uygun yaşanılan evler, hep huzur içindedir. Bir de bakın Allah’ın emirlerine başkaldırmış ailelere; her şeyleri var, paraları var, her istediklerine ulaşma güçleri ve imkânları var ama evlerinde huzur yok, bereketsizlik var. Hiçbir şeyden zevk almıyorlar, hep mutsuzlar, hep huzursuzlar… Neden mi dersiniz? Çünkü aile, vahiyden habersiz, peygamberden habersiz, İslam’ın kokusu yok evlerinde, mutsuzlar ama mutlu gibi görünüyorlar etraftakilere. Ama mutlu olamazlar çünkü İslam’ın olmadığı hiçbir yerde huzur yoktur, mutluluk yoktur. Aileler, şöyle de olmamalı; dışarıda insanlara iyi ve İslami gözüküp içeride kendi başlarına kaldıklarında ne yazık ki Allah yokmuş gibi bir yaşam içerisinde olma! Bu tip aileler, İslam’a çok zarar vermektedirler. Bu tip yaşantılara da dikkat edilmeli. Müslüman, hata işleyebilir, önemli olan hatasını anlamak, günahta ısrar etmeden tevbe etmektir. Rabbimizin hoşuna giden de budur.

Rabbimiz ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir” (Hadid 20).

Nitekim ömrümüz bir gün bitecek. Ne kadar yaşarsak yaşayalım sonunda Rabbimize kavuşacağız ve dünya hayatında nasıl bir yaşam yaşamışsak ona göre hesap vereceğiz. Ailemizi yetiştirme konusunda hesap vereceğiz, Allah’ın emirlerine ne kadar bağlı kaldığımızdan hesap vereceğiz. Ayrıca dünya hayatının ne kadar boş bir hayat olduğunu orada anlayacağız. Son pişmanlığın fayda vermeyeceğini, ömrümüz son bulmadan anlamalıyız ki ona göre Allah’ın emirlerine uygun yaşayalım. Rabbim, bizleri emirlerine uygun yaşayanlardan eylesin. Şeytanın tuzaklarından uzak eylesin. Âmin.

Emrah DOĞRU

Faydalanılan Kaynaklar:

– Kitabımız Kur’an-ı Kerim

– Riyâzu’s-Sâlihîn