• Yunus Durmaz

    Ahlaki Çöküntünün Önüne Geçebilmek

    - 30 Mayıs 2017

Ahlak kavramı toplumdan topluma değişen, hatta aynı toplum içerisinde yaşayan insanlar arasında bile değişen bir kavramdır. Aynı durum bir toplumda veya aynı toplumdaki bir kısım insanlar arasında ahlaki olarak görülürken, diğerleri tarafından gayrı ahlaki olarak görülebilmektedir. Bu nedenle ahlaki çöküntünün önüne geçebilmek için öncelikle neyin ahlaki neyin ise gayrı ahlaki olduğunun tespiti gerekmektedir.

Aslında bu sorunun cevabı biz Müslümanlar için çok basittir. Allah Rasulü “Din güzel ahlaktır”, (Deylemi) “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim”  (Muvatta, Ahmed b. Hanbel) diyerek ahlakın çerçevesini belirlemiştir. Yine Allah-u Teâla Peygamberimize “Ve şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin.” (Kalem 4) diyerek “O” nun ahlakını övmüştür. Hz. Ayşe annemizin ifadesiyle Kuran’ın canlı hali olan Allah Rasulü’nün ahlakı tamamen Kur’an ahlakı idi. O zaman Allah Rasulü’nün hal ve hareketlerinin tamamı bizim için ahlakın çerçevesidir. İnsanlığa gönderilmiş son kitap olan Kuran’ı Kerimde “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Maide 3) ayetiyle ahlakımızın da tamamlandığını bizlere bildirmiştir. Dolayısıyla biz Müslümanlar için neyin ahlaki, neyin ise gayrı ahlaki olduğu nettir. Bugün insanlığın ahlaki bir çöküntü yaşadığı su götürmez bir gerçektir. Biz var olan bu ahlaki çöküntünün önüne nasıl geçebiliriz, onu incelemeye çalışacağız.

Allah Rasulüne vahiy gelmeden önceki dönem, cahiliye dönemi olarak adlandırılmaktadır. O dönemi cahiliye dönemi yapan, insanlığın ahlak seviyesinin dip yapmasıdır. Hatırlamak gerekirse o dönemin ahlaki yozlaşmaları; kumarın, içkinin, fuhşun, faizin, kan dökmenin, kız çocuklarını öldürmenin, kan davalarının vs. çok ama çok yaygın olmasıdır. Bu ifadeler modern dünyada yaşayan biz insanlara hiç de uzak gelmemektedir. Biliyoruz ki bu ahlaki çöküntünün aynısı hatta daha da fazlası günümüzdeki toplumlarda görülmektedir. Yani bizim dönemimiz de bir nevi modern cahiliye dönemi olarak adlandırılabilir. Zamanın ve zeminin değişmesi bu gerçeklikleri ortadan kaldırmamaktadır.

O halde modern cahiliye dönemindeki bu ahlaki çöküntünün önüne nasıl geçebiliriz? Aslında bu sorunun cevabı da biz Müslümanlar için çok basittir. Allah Rasulü ’nün geldiği dönemdeki cahiliye toplumu ile modern cahiliye toplumuna verilecek reçete aynıdır.

Dünya üzerinde Peygamberimizin gerçekleştirdiği toplumsal değişimi (devrimi) gerçekleştirebilen başka hiç kimse bulunmamaktadır. Türlü vahşilikleri normal gören bir toplumdan, dünyanın bir daha göremeyeceği Asr-ı Saadet toplumu inşa etmiştir. Bu inşa süreci o kadar kısa bir süre de yapılmıştır ki, bunun örneği ne daha önce ne de daha sonra görülebilmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Haydutluğuyla, eşkıyalığıyla ünlü bir toplumdan Ebu Zer Gıfari gibi bir model ortaya çıkarabilmiş, çok gaddar ve katı olan, helvadan yaptığı puta tapıp, acıktığında da onu yiyen Hattab gibi birinden, Hz Ömer gibi bir şahsiyet ortaya çıkarabilmiştir. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

Günümüzde ahlaki çöküntünün önüne nasıl geçebiliriz sorusunun cevabı tam da burada yatmaktadır. Cahiliye dönemini Asr-ı Saadet dönemine çeviren metot, bugün kullanılırsa insanlık yeniden inşa sürecine girecektir.

Peki, Allah Rasulü hangi metodu kullanmıştı? Bu sorunun cevabını bize yine Allah Rasulü’nün kendisi vermiştir. Allah Rasulü veda hutbesinde “Ey müminler! “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah’ın kitabı Kur an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir.” Yani Allah Rasulü ahlaki olarak bitmiş bir toplumu bu iki şeyle inşa etmiş ve bu iki şeyden uzaklaşırsanız yine eski sapıklıklarınıza, ahlaki çürümelerinize dönersiniz diye uyarmıştır. Modern cahiliye toplumunu Allah’ın ve Rasulü’nün istediği şekilde yeniden inşa etmek istiyorsak yöneleceğimiz iki ana kaynak Allah’ın kitabı ve Rasulü’nün sünnetidir.

Şimdi bu kaynakların, inşa sürecindeki insanlığa seslenişlerine bakmaya çalışalım.

1) Sizin İlahınız tek bir İlah’tır; O’ndan başka İlah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir. (Bakara 163) Cahiliye döneminde Allah Rasulü nasıl ki ilk olarak Tevhid ilkesinden başlamış, biz de modern cahiliye dönemindeki ahlaki çöküntüye neşter vurabilmek için bu eylemden başlamalıyız. İnşa sürecine giren insanlığa verilmesi gereken ilk şey Allah’ın bir ve eşsiz olduğunu, en fazla “O” nu seveceğimizi, en fazla “O”ndan korkacağımızı, sadece “O” nun hükümlerini kabul edeceğimizi, “O”nun istediği terbiyeyi/ahlakı kabul edeceğimizi bilmemizdir. Bu durum kişinin yaratılanlardan korkmamasına, yaratanın emir ve yasaklarından korkmasına neden olacak ve güzel ahlaka yol almasını sağlayacaktır.

Denilebilir ki biz zaten Allah’a iman etmiş bir toplumuz Allah Rasulü iman etmemiş bir topluma geldiği için buradan başlamıştır. Bizim buradan başlamamıza gerek yoktur. Toplumumuza baktığımızda iman ettiğini söyleyen ancak Allah’ı bilmeyen, “O” nun emir ve yasaklarını kaale almayan, “O” nun bazı yetkilerini insanlara vermeyi bile bir beis olarak görmeyen kişiler vardır. Adı Müslüman’da olsa karşımızda Allah’ın sıfatlarını bilmeyen bir toplum varsa Allah Rasulünün başladığı yer bizim de başlayacağımız yer olmalıdır.

2) Siz namazı hakkıyla kılmaya bakın ve zekâtı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. (Bakara 110) Namaz tevhidin eyleme dönüşmüş halidir demişti bir yazar. Tevhid eylemi olan namaz insan ahlakının bozulmasını engelleyecektir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus namazı hakkıyla ifa etmektir. Çünkü Allah-u Teâla: “ Yazıklar olsun o namaz kılanlara, onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır. (Maun 4-5) ayetleri ile hakkıyla kılınmayan namazların insanları ahlaki çöküntüden kurtaramayacağını belirtmiştir.

“Bir Müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına keffâret olur. Bu her zaman böyledir. (Müslim)

İnsan ahlakını yeniden inşa edebilmek için çocuklarımıza, gençlerimize namazı sevdirmeliyiz. Camilerimizi çocuklarımıza, gençlerimize açmalıyız. Cami sadece namaz vakitlerinde açılan bir yer olmamalıdır. Çocukların oyun oynayabildiği, gençlerin ders çalışabildiği, muhabbet edebildiği, çay içebildiği bir yer olmalıdır.

Namaz bilinci oluşan bir toplumun ahlaki erozyona girmesi mümkün değildir. Yani gün içerisinde yaratıcısının karşısına durup Allah büyüktür diyerek tekbir getiren, ellerini kaldırarak bütün dünya meşgalelerini ellerinin tersi ile iten, ayakta dururken vahiy ile hemhal olan, kimsenin önünde eğmeyecek olan başını âlemlerin Rabbinin karşısında eğen, secde ederken Allah’a en yakın olduğunu bilen, “O” nunla konuştuğunun bilincinde olan bir kişi. Bu bilinçli kılınan bir öğle namazından sonra ikindiye kadar bir Müslüman’ın gayrı ahlaki bir duruma düşmesi mümkün olabilir mi. Yine ikindi namazını bu bilinçle kılan bir kişi akşam namazına kadar gayrı ahlaki bir durumla hemhal olur mu? Beş vakit namaz böyle olursa işte bu namaz insanları devamlı surette ahlaki bir çizgide tutacaktır.

3) Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur. (Şuara 20)

İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır. (Al-İ İmran 14)

Ahlaki çöküntümüzün nedenlerinden biri ekonomik kaygılardır. Geçim kaygıları insanları, helal olmayan yollara sevk etmiş, para kazanayım da nasıl olursa olsun düşüncesini benimsemişlerdir. Bu da insanların haram yollara tevessül etmelerine yol açmıştır. Gençlerimiz rahat bir hayatın hayalini kurarken, bu hayali gerçekleştirmek için gayrı meşru yollara sapmaktadır. Kur’an ve Sünnet bilincine sahip olanlar, Rabbimizin Rezzak-ı Âlem sıfatını iyice anlayanlar bu yollara tevessül etmeyecek, ahlaki çöküntünün maddi sebeplerini ortadan kaldıracaktır.

Asıl hayatın ebedi hayat olduğunun bilincinde olan bir kişi geçici dünya malları için sonsuz hayatı riske etmemesini bilecektir.

4) “Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!” (Nur 31) “Örtülü çıplak ve başları deve hörgücü gibi yükseltilmiş kadınlar, Cennete girmeyecek. Kokusunu bile duymayacaklardır. Hâlbuki Cennetin kokusu, çok uzaklardan duyulacaktır” buyruldu. (Müslim)

Modern toplumun en büyük hastalıklardan birisi çıplaklıktır. Çıplaklık insanı önce hayâsızlığa iter. Hayâsızlık ise gayrı ahlaki davranışlara domino etkisi gösterecek ve ahlak taşlarının tamamını yıkacak etkiye sahiptir. Baraj setinin yıkılıp önüne aldığı her şeyi sürükleyip götürdüğü gibi hayâ perdesi yıkılacak ve diğer günahların da önü açılacaktır. Çıplaklığın önüne geçmek, ahlaki çöküntüye büyük bir darbe vurmak olacaktır.

Özellikle kızlarımıza örtünmenin önemini anlatmalıyız. Örtüyü sadece bir aksesuar olarak değil, iffetin bir sembolü, örtün emrinin bir gereği olduğunu anlatmalıyız. Son dönemde tesettürdeki değişime dikkat edecek olursak bunun bir örtünme değil sadece örtme eylemi olduğunu görebiliriz. Başa bağlanan bir bez parçası, ayağa geçirilmiş dar bir pantolon ile tesettüre riayet ettiğini zanneden kızlarımıza bunun doğru olmadığını anlatmalıyız.

Bizlere düşen çıplaklığın ve yanlış tesettür anlayışının önüne geçip Allah’ın istediği çizgelere gelmeye çalışmaktır.

5) “Zinaya yaklaşmayın! O; hayâsızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.” (İsra 32) Allah Rasulü bir hadisinde “Yedi zümreyi Allah, gölgenin olmadığı (kıyamet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecek buyurmuştur.” “Güzellik ve zenginlik sahibi bir kadının davet ettiği ve “Ben Allah’tan korkarım” diyerek bu daveti reddeden adam.”

Maalesef Müslüman toplumlarda da sık görülmeye başlayan bu hastalık gün geçtikçe yayılmaktadır. Maddi kaygılar, iş kaygısı, genç kızlarımızın evlenirken dünyalık mala fazla değer vermesi, evlilikleri azaltmış, evlilik yaşının yükselmesine neden olmuştur. Bu nedenler, evliliği azaltırken zinanın yaygınlaşmasına neden olmuştur. Unutmayalım ki zina gibi büyük günaha düşmek diğer günahlarında önünü açmak demektir. İnsan psikolojisinde vardır. Büyük bir günahı işlemek küçük günahların da yaygınlaşmasına neden olacaktır. Zina gibi kötü bir ahlakın önüne geçebilmek için evliliklerin teşvik edilmesi gerekmektedir. Ahlaki çöküntünün önüne geçebilmek için evlatlarımızı Yusufi bir ahlakla ahlaklandırmaya çalışmalıyız. Bu ahlakın yerleştiği Müslümanlar çok büyük imtihanlara tabi tutulsalar bile gömleği asla önden yırtılanlardan olmayacaktır.

6) “Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.” (Bakara 10). “Yalan sözden katiyen sakının.”(Hac 30)

Safvân İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Rasulü; Mü’min korkak olur mu?” “Evet!” buyurdular. “Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet!” buyurdular. Biz yine: “Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer: “Hayır!” buyurdular.”(Muvatta)

Yalan büyük günahlardan sayılmış bir illettir. Günümüzde beyaz yalan diye bir kavram türetilmiştir. Beyaz yalandan bir şey olmaz algısı verilerek insanlar yalana teşvik edilmektedir. Siyahı ve beyazı olmayan yalanın yaygın olduğu toplumlarda güven azalır, toplumsal dayanışma ortadan kalkar. Güven ve dayanışmanın olmadığı toplumlar çürümeye ve yok olmaya mahkûmdurlar. Ahlaki çöküntüyü durdurmak isteyen toplumlar yalan söylemenin önüne geçmek zorundadırlar.

7) Modern çağın gençliğinin ahlaki yozlaşma nedenlerinden biri de sanal dünyadır. Sanal dünya içerisinde kendini kaybeden gençliğimiz gerçeklikten uzaklaşmış, gerçek arkadaşlık, dostluk yerine internet üzerinden sanal arkadaşlar, sanal dostluklar kurmuşlardır. Gençliğimiz kendini sanal dünya içerisine hapsetmiş, gerçek dünya ile olan bağlantısını koparmıştır. Doğal olarak sanal arkadaşlar, dosdoğru yoldan ayrılan gençliği uyarmamış, hatta dosdoğru yoldan çıkmasını sağlamıştır.

Sanal âlem ayrıca aile içi ilişkileri derinden yaralamış, zaten zayıf olan aile içi ilişkilerin kopmasına neden olmuştur. Toplumun en önemli yapı taşı olan aile kurumunun zedelenmesi ise ahlaki çöküntüyü derinleştirmiştir.

Sınırı ve denetimi olmayan bir sanal dünya, ahlaki erozyonu şiddetlendirmektedir. Bunu ortadan kaldırmak için gençliğimizi sanal dünyadan koparalım demiyoruz. Olaya gerçekçi yaklaşmamız gerekir. İstesek te gençliğimizi bu ortamdan tamamen ayıramayız. Ancak en azından denetimini yapmaya çalışırsak, onlara ilgi gösterip, onlarla dertleşip, sorunlarını dinlersek evlatlarımızın tamamen bu dünyaya hapsolmasına engel olabiliriz.

8) Toplumumuzun ahlaki çöküntülerinden birisi de hasetlik, kıskançlıktır. “Nefisler ise kıskançlığa ve bencil tutkulara’ hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır” (Nisa 128) Onlar ki hem kıskanır cimrilik ederler hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine lütfünden verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık. (Nisa 37) Haset sadece kıskançlığı getirmez. Bu durum ileri boyutlara ulaştığında insanların birbirlerini zarar vermesine de neden olur. İslam kardeşliğinin anlatılması bu hastalığın en iyi tedavi yöntemidir. Bizler kendisi için istediğini kardeşi içinde istemeyen bizden değildir düsturu ile hareket eden insanlar olmalıyız.

Daha önce de belirttiğimiz gibi Allah Rasulü güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildi. Birçok insan da güzel ahlakın özellikleri vardır. Ancak Allah Rasulü güzel ahlakın tamamının birleştiği bir kişidir. Unutmamak gerekir ki ahlak, insanı meleklerden üstün yapabileceği gibi hayvanlardan aşağı hale de getirebilm