• İsmail Ceylan

    ABD’nin Afganistan’dan Kaçışı ve NATO’nun Sonu

    - 21 Ekim 2021

Simon Tisdall, The Guardian, 21-08-2021 

Geçen hafta, ABD Afganistan’dan çekilirken ABD ile Avrupalı müttefikleri arasında yer alan Kuzey Atlantik Okyanusu, bariz bir şekilde daha da genişledi. Joe Biden, Afgan kaosu için suçu başkasına atmaya çalıştıkça, Amerika’nın Birleşik Krallık ve Avrupalı müttefikleri arasındaki uçurum büyüdü. Çok taraflılığın erdemlerini vaaz eden ancak kendi başına hareket eden ABD başkanı, birkaç hafta içinde Batı ittifakını baltalamak için Donald Trump’ın tüm yaptıklarından daha fazlasını yaptı.

Geçmişteki başarısızlıklar hatırlanırsa şu an ki durumun pek de şaşırtıcı olmadığı anlaşılır. Bush-Blair’in Irak’ı işgali tarihi bir hataydı. Barack Obama’nın Suriye’den kaçışı da utanç vericiydi. Şimdi ise son derece maliyetli 20 yıllık Afgan müdahalesi felaketle, daha fazla mülteci kaosuyla ve bir kez daha Avrupa’yı etkileyecek olan göç ve kaos tehdidiyle sona eriyor.

ABD’nin öncülük ettiği tüm operasyonların sonucu hüsranken, ABD liderliğine kimin ihtiyacı var? Kendilerini “liberal neoconlar” olarak tanımlayanların dediği gibi, ABD küresel polis rolünü her oynadığında, kurtarmaya çalıştığı insanlar “Nefes alamıyorum!” diye bağırıyor. Eğer bu makûs talih tekrarlanır ve ABD, müttefiklerini bu sefer Çin ile yeni bir “sonsuza dek savaşa” sürüklerse bu, tüm Batı’nın sonu olabilir.

Pandemi sırasındaki bencil Amerikan davranışı, alışılmadık değildi. Trump, inkâr ve eylemsizlik yoluyla geri dönülmez zararlara neden oldu. Biden yönetimi aşı istifleyerek milyonları tehlikeye attı. Afganistan fiyaskosu ise bu skandalların jeopolitik bir ifadesidir. Başkanın, geçen Pazartesi televizyonda yaptığı konuşma, Amerikalı olmayanlar için gerçekten şok ediciydi. Afgan güçlerini haksız yere hor görmesi ve NATO müttefiklerinin fedakârlıklarına karşı duyarsızlığı, kibir ve ihanet kokuyordu. Ulus inşasının hiçbir zaman ABD’nin amacı olmadığı iddiası, gülünç bir şekilde doğru değildi. George W. Bush, 2010 tarihli anılarını yazdığı Karar Noktaları’nda, “Afganistan operasyonu, nihai ulus inşa etme misyonuydu. Arkamızda daha iyi bir şey bırakmak için ahlaki bir yükümlülüğümüz vardı” diye yazmıştı. Duydun mu Joe?

Yine de İngiliz ve Avrupa kuruluşlarını sarsan şey, Biden’ın geleneksel ABD liderlik rolünü açıkça reddetmesiydi. Deniz aşırı çatışmalarda “ABD kuvvetlerinin bitmeyen askeri konuşlandırılması”, ulusal çıkarlara uygun değildi, dedi. Afganistan, sadece “vatanı” savunmakla ilgiliydi. Bu açıklamaların, Vietnam’dan bu yana dünyanın istediği yerinde operasyon yapan ve tüm dünyaya “demokrasi” pazarlayan ABD başkanı tarafından yapılması da müttefikler tarafından hayretle karşılandı.

Angela Merkel’in Almanya şansölyesi olarak yerini almak için tercihi olan Armin Laschet, çekilmeyi “NATO’nun kuruluşundan bu yana yaşadığı en büyük fiyasko” olarak nitelendirdi. Bir Afgan savaş gazisi olan Muhafazakar Milletvekili Tom Tugendhat ise NATO’nun Afganistan kaçışını, “İngiltere’nin Süveyş’ten bu yana en büyük dış politika felaketi” diye nitelendirdi.

Bu arada bahtsız Boris Johnson, ortada sıkışmış bir domuz gibi burnunu çekiyor. İngiltere başbakanı, AB gemilerini yaktığından beri çaresizce Washington’a boyun eğiyor. Öfkeli bakanlar ve generaller, durumun daha da kötüye gideceği korkusuyla dillerini ısırmak zorundalar. Bu durum da Brexit maliyetini yükseltmeye devam ediyor.

Avrupalı liderler ve hatta Johnson için bu durumdan çıkarılacak ders (eğer yapabilirse), Washington’a güvenilmeyeceğidir. Afganistan, ABD’nin diğer tüm ulus devletler gibi nihayetinde kendi çıkarına hareket ettiğinin en son kanıtıdır.

1945’ten sonra, ABD’nin Avrupa üzerinde kurduğu fiziksel ve ekonomik egemenliğini sağlamlaştırması ve böylece Sovyetlerin karşısına süper güç olarak dikilmesi kaçınılmazdı. Ortaya çıkan Truman doktrini, evrensel özgürlükleri savunurken, esasen kişisel çıkara dayanıyordu. Altruizmin bununla pek ilgisi yoktu. Şimdi, ABD’nin gücünün Çin’e göre azalması ve ortaya çıkan yeni zorluklarla birlikte, kişisel çıkarlarını öncelemesi kaçınılmaz hale geldi.

İngiltere olsun ya da olmasın AB devletleri; güvenilir, bağımsız Avrupa savunma ve güvenlik yetenekleri inşa etme konusunda yıllarca süren konuşmaları nihayet yerine getirmeliler. Kısacası, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron haklı, Merkel haksız.

Biden, belirtilen amaçlarında başarılı olursa gelecekteki Amerikan küresel liderliği, kaba askeri güç, tam ölçekli istilalar ve belirsiz silahlı işgaller sona erecek. Bunun yerine diplomasi, ekonomik ve finansal kaldıraçlar, teknolojik avantaj, istihbarat toplama ve özel savunma yetenekleri öncelenecek. Biden yetkilileri bu yeni dönemi tanımlamak için “akıllı güç” diyor. Değişim, Biden’ın, Bush’un “teröre karşı küresel savaşını” sona erdirmesiyle sembolize ediliyor. Bir politika analizine göre, 2001’den bu yana bocalayan ABD’nin, dünya çapındaki “terörle mücadele” ayak izini azaltması bekleniyor.

Afgan projesi başarısız oldu. Pax Americana’nın ilerlemiş yaşı ve Biden’ın üzüldüğü “sonsuz askeri konuşlandırmalar” neyse ki sona yaklaşıyor. İtibarsız, kötü yönetilen NATO’nun da sonu geldi. Daha dengeli, daha saygılı bir ABD-Avrupa güvenlik ilişkisi gerekiyor. Aksi takdirde Çin ve Rusya’ya, karşısında Anglo-saksonlara önderlik edecek bir Batı ittifakı kalmayabilir.

Çeviren: İsmail CEYLAN