| VEYSEL ALTUNTAŞ / ZİFT DÖKÜLMÜŞ GÖKYÜZÜ |
|
Zift dökülmüş gökyüzüne benziyordu. Karanlıktı. Bir türlü aklından çıkaramıyordu, o bir çift gözü. Neden bu kadar karanlık bakar ufacık bir çocuk diye düşündü. Onlarca çocuğun içinde sadece onun gözleri böyle bakıyordu. Oysa müdür baba, öğretmenlerin en çok o çocukla ilgilendiğini, çok zeki bir çocuk olduğunu söylemişti. Peki, onu, derin bir kuyu gibi bakmaya iten neydi? Bunları düşünürken günün yorgunluğunu beyninde hissetti. “Uyumalıyım” dedi. “Uyumalıyım çünkü yarın yorucu bir gün olacak.” Tüm gece o karanlık kuyu, zift dökülmüş gökyüzü ile uğraştı. Telefonunun alarm sesiyle irkildi. Yataktan beklenmeyecek bir çeviklikle kalktı. Güzel bir duş aldı. Su sanki gökyüzünden çocuğun gözleri gibi akıyordu. Evden hızlıca çıktı. Otobüsten yurdun kapısının önünde indi. Şaşırdı. Kapı açıktı ve yurtta kimse yoktu. Oysa bugün tekrar geleceğini müdür babaya bildirmişti. Holün sonunda kuyu derinliği gibi, koridor sonu gibi karanlık bir çift göz gördü:
- Şaşırdın dimi? Kimse yok diye…
- …
- Evet, seni bekliyordum. Gözlerimin neden böyle olduğunu, neden böyle baktığını merak ediyorsun değil mi? Biliyor musun benim gözlerime kezzap döküldü.
- …
- Evet, kezzap… Ben Filistinli bir ailenin çocuğuyum. Babam birinci intifadaya katılmıştı. Sonra haber aldık ki şehit olmuş.
- …
- Gözlerime bak abi lütfen. Sadece bu değil. Annem, çarşıya bize ekmek almaya giderken, meydanda askerler tarafından çarşafı yırtılmış ve üstü başı açılınca, kalp krizi geçirdi.
- …
- Evet, kalp krizi… Ve ben, evet ben annemin bu hâlini gördüm. Ağladığını gördüm. Gözyaşlarını içtim annemin. Babamın kanını gözlerime sürdüm.
- …
- Buradaki bir akrabam beni yanına aldı. Ama kezzap dökülmüş gözlerimin, çocuklarını korkutacağı düşüncesiyle, yurda verdi beni.
- …
- Evet. İşte budur, benim gözlerimin karanlığının sebebi.
Karısının, “hadi geç kalıyorsun” sesiyle kendine geldi. Üzerini kuruladı. Bedeninden dökülen suların, kapkara bir hâlde kaybolduğunu görüyordu.
0 Yorum - Yorum Yaz
|