| MUHAMMED MAHİ MÜNİR / ASHÂBU'S-SUFFE |
|
Asr-ı Saadet’te, İslam Devleti’nin merkezi olan Mescid-i Nebevi’nin (Hz. Peygamber 'in Mescidi) bitişik bölmede/sofada barınan ve İslami tedrisatla (Kur'ân öğrenimi ve hadis müzakeresiyle) meşgul olan sahabilere verilen bir isimdir. Buhâri Şarihi Ayni'nin kaynak göstermeden naklettiğine göre Ashab-ı Suffe’ye Ashâb-ı Saffe denilmiştir. Onlara böyle isim verilişinin sebebi, bu kimsesiz ve barınacak yerleri olmayan sahabilerin Mescidin kapısında saflar halinde durmalarıdır. Bununla birlikte Ehlu's-Suffe tabiriyle birlikte ilk tabir daha çok meşhur olmuştur.1 Ayrıca şöyle bir tanım da yapılabilir: Suffe, İslâm’ın Medine’de iktidar olması ile, mü’minlerin İslâm’ı anlamak için talebe oldukları ve Mescid-i Nebevî’nin onlara ayrılan kısmıdır. Bir diğer tabirle Ehl-i Suffe de denilen Ashab-ı Suffe, ictimaî, siyasî ve askerî nedenlerle Medine döneminde ortaya çıkmıştır. Kavim ve kabileleri arasında İslâm'ı yaşama imkânı bulamayıp gerek Hz. Peygamber (s.a.s.)'le beraber Mekke'den ve gerekse muhtelif yerlerden Medine'ye hicret eden fakir, yeri, yurdu olmayan kimseler burada barınırlardı. İslâmiyet'te ilk yatılı medrese burası olmuştur. Bundan sonra buranın durumu örnek alınarak İslâm âleminde medreseler hep camilerin etrafına yapılmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, II, 940). Cahili zalim sistemlerin insanlığa yaptığı en büyük kötülüklerden birisi; mescid ile medresenin arasını ayırmak olmuştur. Medineli Müslümanlar olan Ensar evini-barkını, bütün mal varlığını geride bırakarak şehirlerine hicret eden Müslümanlara maddî ve manevi yönlerden çok yardımcı oldular. Fakat buna rağmen, yer-yurt sahibi yapılamayan bazı kimsesiz Müslümanların açıkta kalmaması için böyle bir yer yapıldı. Suffe ehlinin ihtiyaçlarıyla Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzat ilgilenir, Beytü'l-mâl'e ve kendisine gelen malların büyük bir kısmını onlara ayırırdı. Kendisinin yetişemediği hâllerde Ashab'a tavsiye eder, evlerine Suffe ehlinden götürebilecekleri kadar misafir almalarını söylerdi. Bu sebeple bunlara: Edyâfu'l-Müslimîn (Müslümanların Misâfirleri) de denilmiştir. (Buhârî, Rikak, 17) Suffe ehlinin ihtiyaçlarıyla Peygamberimiz, kendi ailesinin ihtiyaçlarından daha çok ilgilenirdi. Bir defasında, değirmen çekmekten yorgun düştüğü için bir hizmetçi isteğinde bulunan kızı Fâtıma'ya Peygamberimiz: "Kızım sen ne diyorsun? Ben, daha henüz Ehli Suffe'nin ihtiyaçlarını temin edebilmiş değilim." demişti. Ashab-ı Suffe hayatlarını Peygamber medresesinden ilim ve irfan tahsil etmeye adamış seçkin kimselerdir. Bunlar daima Mescid-i Nebevî'de bulunurlar, kendilerini ilim ve ibadete verirler, genellikle oruçlu olurlar, Kur'an tahsil ederler, Hz. Peygamber'in vaaz ve irşâdını dinlerler, onunla beraber savaşlara iştirak ederlerdi. Onların geçimleriyle bizzat Hz. Peygamber ilgilenir ve ashabın zenginlerini de onlara yardım etmeye teşvik ederdi. DEVAMI 134. SAYIMIZDA..
0 Yorum - Yorum Yaz
|