| AYŞE MERVE ADANUR / RÜYA İLE GELEN HİDAYET |
|
“Berlin’de yer altı trenlerinden birindeydim. Bulunduğum kompartıman hınca hınç doluydu. Koca kompartımanda, loş bir ışık saçan sadece bir tek elektrik ampulü vardı. Bir süre sonra tren, bir tünelden çıktı; Şimdi önümüzde o yüksek köprülerden hiç biri yoktu. Bunun yerine karşımıza çok geniş ıssız bir bataklık çıkmıştı ve tünelden hızla çıkan tren bu beklenmedik bataklığın içine saplanıp kaldı. Bütün yolcular, hepimiz trende mahsur kalmıştık, korku ve şaşkınlık içinde çevremize bakınıp duruyorduk. Önümüzdeki balçık ovası bomboş ve kıraç bir görünüş içinde sonsuza kadar uzanıp gidiyordu. Ufukta ne bir ağaç, ne bir ev ne de bir kaya, bir engebe vardı. Yolcular büyük bir dehşet ve şaşkınlık içindeydiler. Orada, öyle dehşet ve umutsuzluk içinde birbirimize bakıp, insanların dünyasına nasıl döneceğimizi düşünüyorduk kara kara. Fakat her nasılsa ben ötekiler kadar şaşkın ve umutsuz değildim. Kalabalıkta kendime yol açarak ilerledim ve ileride aşağı yukarı on adım ötede araziye çömelmiş bir deve gördüm. Ve devenin üzerinde, beyaz-kahverengi çizgili, kısa kollu abaya giymiş bir adam oturuyordu. Kufiyesini, yüzünü kapatacak biçimde sarmıştı başına. Birden, devenin beni beklediğini ve üzerindeki adamın da benim mihmandarım olduğunu sezinledim. Ve böylece, kimseye bir şey söylemeden ilerledim ve nasıl olduysa kendimi birden devenin terkisinde buldum. Aynı anda deve ayaklandı ve ilerlemeye başladı. Tarifsiz mutluluk içindeydim. Aynı hızla, hiçbir engelle karşılaşmadan günlerce belki aylarca yol aldık; öyle ki sonunda zaman kavramını büsbütün unuttum. Bir zaman sonra önümde bir ışık gördüm; bu iki sütun üzerine kurulu kocaman açık kapının ardından geliyordu. Kapıya ve oradan yayılan bu ışığa yaklaşırken, bir yerden tatlı, tanımlanması güç bir ahenkle çınlayan bir ses işittim; “Burası Batı’nın üç şehri!” ve o anda uykudan uyandım.” On dokuz yaşındayken, henüz Müslüman olmamışken hatta her hangi bir Arap toprağına adımını bile atmamış olduğu halde farkında olmadan bu rüyayla İslam’ı hayatına almıştı… Muhammed Esed gazeteci olarak gittiği Orta Doğu’da uzun yıllar kalıp 1926 yılında Müslüman olduğunda Arap arkadaşlarından birine bu rüyasını anlatmış ve karşılığında şu yorumu almıştı; “O kalabalığın içinde sen, o nerede bittiği bilinmeyen bataklık, insanların korku ve şaşkınlıkları: bütün bunlar Kur’an-ı Kerim’in Fatiha suresinde ‘yoldan çıkanlar’ olarak tasvir ettiği kimselerin uğradığı haller değil mi? Ve o binicisiyle seni bekleyen deve Kur’an’ın sık sık sözünü ettiği ‘hidayet’ değil mi? Sonra o yüzünü göstermeyen, konuşmayan binici, yüce Peygamber’den başka kim olabilir? O ki kısa kollu harmanı giymesini severdi… Ve birçok kitaplar onun bir gayr-ı Müslim’e rüyasında göründüğü zaman mübarek yüzünü hep sakladığını yazmıyorlar mı? Ve o beyaz ışık; imanın yakmadan aydınlatan ışığından başka ne olabilir? O ışığa rüyanda ulaşmadın, çünkü yıllar sonra İslam’ı tanıdın… Sana “Burası Batı’nın üç şehri” denmesi de Batı’daki hayatının sona ereceği anlamına gelmez mi? Nitekim Müslüman olduktan sonra da öyle oldu… DEVAMI 134. SAYIMIZDA..
0 Yorum - Yorum Yaz
|