| ABDURRAHMAN BURSEVİ / MÜSLÜMAN KARDEŞLER HAREKETİNİN TÜRKİYEYE ETKİLERİ III |
|
Türkiye’de bu gizli tepkisel süreci yaşayanlar tarafından bahse mevzu olan cemaatle birçok ortak bağlantı kurabilir. Bunun iki sebebi vardır: - Kitapevleri ve tercümeler aracılığı ile başta Seyyid Kutub olmak üzere birçok çağdaş İslamcı yazarın kitaplarının Türkçe’ye tercüme edilmiş olması.
- Büyük cemaatlerin uzlaşmacı zihniyetlerine karşı tabanın “Nüans”a dayalı sosyal, ekonomik, kültürel baskılar altında geliştirdiği ortak dışa vurum tarzı.
Bahsedilen görüş ve farklılıklar bir takım bağların kurulmasını gerekli kıldığı gibi radikal İslamcı hareketin gündeminde ayrışmaları da taşıyordu. Hicret ise bir kavram ve direniş biçimi olarak belirgin anlamıyla hareketin düsturlarından birisi addedilip çağdaş Mısır’da İslamcılar tarafından toplumdan uzaklaşabilmek amacıyla kullanılmıştır. Türkiye örneğinde de 80’li yılların öncesinde İslamcıların bu manada bir proje geliştirdikleri noktasında yeterli bilgi Ruşen Çakır’ın Ayet ve Slogan isimli eserinde mevcuttur.
İslamcı köktenciler kendi tezlerini doğrulayabilecek için Peygamberin dönemine kadar inerek haklılıklarını gösterecek referanslar aramışlardır. Bu gayretin sonucunda tebliğ ve davet metodu ile ilgili yüzlerce telif ve tercüme eser Türkçe’ye kazandırılmıştır. Teknolojinin imkânlarını kullanan İslamcı gruplar propagandist ve uzlaşmacı olarak nitelenmiştir. Buna rağmen İslamcı gruplar içinde gizliliğe meyil vardır. Bireysel temelde bir davet gizlilikle yürütülür. Daha geniş ortamlarda modern araçlar (Kaset video gibi) sıklıkla kullanılır. Modern araçların ve teşkilatlanma metotlarının kullanılmaya başlanılması beraberinde yoğun kitlelere ulaşılması, beraberinde yoğun kitlelere ulaşılması gerçeğini gündeme getirir. Türkiyeli İslamcıların karşılaştıkları bu durum modernizm’e karşı tepki duyan kitlelerin İslamcı hareketlere yönelmeleri ile hareketin kitleselleşmesi problemini gündeme getirmiştir. Böyle bir durumda Asr-ı Saadete dönme isteği içindeki İslamcılar toplumsal süreci zaman boyutunda Mekke ve Medine örneklerini kullanarak bugüne yansıtıp davet ve tebliğ metodunun oluşmasında etkin kılmışlardır. İslamcı hareketin tarihindeki mücadele esaslarını Mekke dönemi Medine dönemi esprisi göz önünde tutarak oluşturmak istemişlerdir. Bu durum toplum ve tarihle ilgili olayların “katı kuralcı” bakış açılarıyla sorgulanmasına sebep olmuştur. Buradan hareketle Mısır’da İhvan, Pakistan’da Cemaat-i İslami, Türkiye’de Refah Partisi siyasal sürece aktif katılımları sebebiyle bir yozlaşmanın içinde görülmüşlerdir. Fakat asıl önemli olan burada dünyevi olan ile akidevi olanın arasını bağlayan, birinciyi de ikinciye dönüştürebilen bir yapının ortaya konulabilmesi idi. Böyle bir yapının oluşturulması çağımız İslamcı hareketlerinin en büyük problemlerinden birisi olan “iki dünya arasındaki birlik ve denge” problemini ortaya çıkarmıştır. Hicret, Uzlet, Gizlilik gibi sembolik tavır alış biçimleri ve pasif direniş metotları ile topluma kapalı, içe dönük, çölde örgütleme biçimleri deneneceği gibi toplum içinde çatışarak yaşamayı yeğleyen örgütlemelere de gidilecektir. Birinciler tarafından ikincilere yapılan en büyük eleştiri onların çizgilerinin dünyevileştiği ve gayr-i İslamileştiği savı üzerine olacaktır. Sistem içinde kalarak mücadele etmeyi yeğleyen ikincilere karşı geliştirilen İslamcı muhalefet, bize Seyyid Kutub’un görüşlerini hatırlatmaktır. Seyyid Kutub’un düşünce çizgisinde varmış olduğu son nokta bu tartışmaların yoğunlaştığı teorik arka planı da hazırlamıştır. Türkiye’de İslami hareketlerin 1960’lara kadar siyasete karşı duydukları endişe bu yeni adladilebilecektir. Tavırlarla beraber birleşince farklı bir platformda gündeme gelmeye başlamıştır. DEVAMI 134. SAYIMIZDA..
0 Yorum - Yorum Yaz
|