Siyonist İsrail, henüz terör devleti olarak kurulmadan önce bölgede yaşayan Arap olmayan azınlıklarla ilgilenmeye başlamıştı. Bu azınlıkların başında ise Kürtler ve Kürtler’in yoğun olarak yaşadıkları Kuzey Irak bölgesi gelmekteydi. Her ne kadar Yahudilerin Kürtlerle ve Kuzey Irak ile ilişkisi 1900’lu yılların ortalarından itibaren yoğun olarak gündeme gelmiş ise de, aslında bu ilişki, çok eskilere dayanmaktadır. Tarih ve Düşünce Dergisi’nde, “İsrail’in Kuzey Irak’a duyduğu ilginin tarihi ve dini temelleri muharref Tevrat’a dayanır. Hz. Musa’ya “Nil nehrinden, Fırat ırmağına kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim” (Tekvin, 16/12) denilerek bölge, Doğu Anadolu ile birlikte “kutsal” Yahudi yurdu “Siyon”un sınırları içerisinde gösterilir.”1 Dolayısıyla bu bölge, Siyonistler tarafından, Doğu Anadolu ile birlikte kutsal Yahudi yurdu sınırları içerisinde ve vaad edilen topraklar olarak kabul edilir. Yahudiler, kendi batıl ve muharref inançlarına göre, arz-ı mev’ud olarak kabul ettikleri topraklar üzerinde, yani bu bölgeye, müdahale haklarının doğal olduğunu iddia ederler. Bu nedenle de, Siyonist İsrail, uzun süreden beri Barzani ailesinin denetiminde bir ‘Kürt Devleti’ni yani ikinci bir İsrail’in kurulması için çaba sarf etmektedir. Yalnız çaba sarf etmekle kalmıyor, başta Kuzey Irak olmak üzere arz-ı Mev’ud olarak kabul edilen bu bölgede aktif roller almakta ve bu amaçla da, hazırladığı birtakım plan ve projelerini hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Kürtlerin Siyonistlerin gündemine girişi 1800’li yılların sonlarından itibaren başlamıştır. Bu çerçevede, Kürtlerle ilk ilişkiyi, Siyonist düşünceyi ideolojileştiren Theodor Herzl kurmuştur. 1897’de toplanan Dünya 1. Siyonist Kongresi’nde Yahudiler’e “Nil’den Fırat’a İsrail Devleti” hedefini işaret eden modern Siyonizm’in babası Theodor Herzl, siyasi Kürtçülerle de ilk temas kuran Yahudi liderdi. Theodor Herzl’in Hatıralarının 6. Cildinin 1417–1419 sayfalarında açıkça nakledildiğine göre, çeşitli yayın organlarında “Bir Kürt” imzasını kullanan Abdullah Cevdet, 1902’de Viyana’da Herzl’le temas kurmuş, hatta “Yahudiler’in Filistin’e göçmeleri için Osmanlı yönetiminin nasıl ikna edilebileceği konusunda” Siyonistler için bir plan bile hazırlamıştır. Abdullah Cevdet’e göre Osmanlı yöneticilerinden bazılarına verilecek rüşvet ile bu konu çözülebilirdi. Fakat Siyonistlerin bütün çabalarına rağmen, II. Abdülhamid yönetimi, değil Siyonistlere müsaade, onlarla görüşmeyi bile kabul etmemiştir. Abdullah Cevdet’in Siyonistlere olan muhabbeti uzun süre devam etmiş, çıkardığı İçtihad dergisinde Mayıs 1905’de “Une Profession De Foi” başlıklı bir makale ile siyasi Siyonizm’i açıkça öven ilk İttihatçı-Kürtçü olmuş, Theodor Herzl’i “günümüzün peygamberi”(?) olarak selamlamıştır.”2
Siyonist Theodor Herzl’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun borçlarının ödenmesi karşılığında, Yahudilere Filistin’de toprak satma teklifini, Abdülhamid, sadece bu teklifi reddetmekle kalmamış, Osmanlı vatandaşı bile olsa Yahudilerin Filistin’e göçmelerini yasaklamıştır. Abdülhamid’in bu uzak görüşlülüğü sayesinde, Siyonistlerin Filistin’e göçü kısa bir süreliğine de olsa geciktirilmişti. Ancak, İttihat ve Terakki’nin bir darbeyle Osmanlı yönetimini ele geçirmesiyle birlikte, bu yasaklar da kaldırılmıştır. Yasağın kalkmasıyla birlikte dünyanın çeşitli yerlerinden ve Kuzey Irak’tan da Filistin’e Yahudi göçü başlamıştır. İlerleyen yıllarda, dönemin süper emperyal ülkesi İngiltere ve onun güdümündeki Cemiyet-i Akvam ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler’in destek ve yardımıyla Siyonist devletin Filistin’de kurulması çabaları yoğunlaşmıştır.