Hamd, Alemlerin Rabbi olan Allah’a, salatu selam Peygamberlerin en yücesi olan Efendimiz Hz.Muhammed’e O’nun Al ve Ashabına olsun.
Rabbimize şükürler olsun ki yine bizi bir Rahmet ve Mağfiret ayı olan Ramazana ulaştırdı. Daha nice Ramazanlara ulaştırması duası içindeyiz.

Rabbimiz bizlere rahmet ve mağfiret etmek için öyle anlar-zamanlar meydana getirmiştir ki bu zamanların farkında olanlar ve bu zaman dilimlerini hakkı ile idrak edenler Rabbinin af ve mağfiretine mazhar olabilirler.
İşte on bir ayın sultanı ramazan ayıda, Rabbimizden af ve mağfiret dilemek için kaçırılmayacak bir zaman dilimidir.
İçerisinde bin aydan daha hayırlı bir gece gizlenen ramazan ayının son on günün de, dünya meşgalelerinden, koşuşturmalarından, sıkıntı ve stresten kurtarıp, kendini Rabbinin af ve mağfiret denizine atmaktır İTİKAF…

İTİKAF :Günah kirlerinden temizlenmek için Rabbimiz ile baş başa kalmak için kaçırılmayacak bir ibadettir…
İTİKAF: Yapmış olduğumuz hataları Rabbimize itiraf edip, af ve mağfiret denizine girmek için, Rabbimizin bize sunduğu sonsuz bir imkanıdır…
İTİKAF: Bizleri meşgul eden, kulluk şuurunun tadından alı koyan, oyun ve eğlence dünyasından Rahmani bir aleme girmektir…
İTİKAF: Yapamadığımız tefekkür, tezekkür bilincini kuşanmaktır…
İTİKAF: Rabbimiz ile baş başa kalmak O’nun yüceliğini-azametini düşünmektir…
İTİKAF: Bir kaçıştır. Bu kokuşmuş ortamdan Rabbine doğru…
İTİKAF: Tadını çıkarmaktır… Rabbin ile baş başa kalmanın…
İTİKAF: Hasret gidermektir…
İTİKAF: Yaradılış gayeni düşünmek… ve ona göre hareket etmektir…
İTİKAF: Kulluk bilinci ile bilinçlenmek, şuurlanmaktır…
İTİKAF: Sabrın bittiği yerde sabır kuşanmaktır…
İTİKAF: Öze dönüştür… ben geldim diyebilmektir… Ya Rab işte geldim huzurundayım senin mekanında senin makamındayım diyebilmektir.
İTİKAF: Mahşer gününü hatırlamaktır… mahşer meydanında Rabbin huzurunda, mekanında toplanıldığı gibi mescidlerde toplanmaktır…

İTİKÂF

“Fıkıh terimi olarak itikâf, bir mescidde ibadet niyetiyle ve belirli kurallara uyarak inzivaya çekilmek demektir. Hadis kaynakları Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretten sonra her yıl ramazanın son on gününde itikâfa çekildiğini, hanımlarının da genelde Resûl-i Ekrem’le birlikte itikâf yaptığını nakleder (Buhârî, “İ‘tikâf”, 3; Müslim, “Hayz”, 6; Tirmizî, “Savm”, 80). Peygamberimiz’in ramazanın son on gününde daha fazla ibadet ettiği bilinmektedir. Âişe vâlidemizin belirttiğine göre Resûl-i Ekrem ramazanın son on gününe girildiğinde bütün geceyi ihya eder; ailesini uyandırır ve kadınlardan ayrı kalırdı. Hz. Peygamber’in bu tatbikatından hareketle âlimler, oruçlunun özellikle ramazanın son on gününde itikâfa girmesini müstehap kabul etmişlerdir. Hatta Hanefîler, Hz. Peygamber’in bunu devamlı yapmış olmasından hareketle itikâfı kifâî nitelikte müekked sünnet saymıştır. İtikâf bir ibadet nevi olduğundan itikâfa girenin mükellef olması, itikâfa bir mescidde girmesi ve niyet etmesi gerekli görülür. Kadınlar evlerinin bir odasında itikâfa girerler. İtikâfa girmek nefsi yasaklardan korumada daha etkili bir yöntem olduğu gibi, ramazanın son on gününde olması tahmin edilen Kadir gecesine rastlama imkânı ve umudunu da arttırır. İtikâf, insanı dünyevî meşgalelerden uzaklaştırıp daha fazla ibadete vesile olması yanında, genel anlamda hayatın anlamı üzerinde tefekkür etme imkânı da sağlar. İnsanların zaman zaman böyle derin tefekküre ihtiyacı vardır. İtikâf bu tefekkürü gerçekleştirmek için bir fırsat olarak kullanılabilir. İtikâf yapmak isteyen kişi, itikâf niyetiyle mescid veya mescid hükmündeki bir yerde kalmaya başlayarak itikâfa girmiş olur. Vaktini namaz, Kur’ân tilâveti, dua, zikir ve tefekkür gibi ibadet ve taatlerle veya dinî bilgi ve kültürünü artıracak sohbet ve okumalarla değerlendirir. Doğal ihtiyaçlarını gidermek için mescidi meşgul etmeyecek ve kirletmeyecek şeyleri mescide getirebilir. Mescidde yer, içer ve orada istirahat eder. Mescidin içinde giderilmesi mümkün olmayan zarurî ve doğal ihtiyaçları için dışarı çıkabilir. Ancak ihtiyacını giderdikten sonra hemen itikâf mahalline geri döner. Nafile itikâflar dışarıya çıkmakla bozulmaz. Ancak vacip itikâflar, zorunlu ihtiyaçlar dışında itikâf mahallinin terk edilmesiyle bozulur. Tercih edilen görüşe göre, itikâfın asgarî süresi için bir sınır konmamıştır. Bu bakımdan bir mescidi ziyaret eden kişi, bu ziyaret süresinde bile itikâfa niyet edebilir.”

“İtikaf sayesinde ibadet ve kulluğun daha derinlemesine idrak edilme imkanı bulunur. Kadir Gecesini idrak etme imkanı daha yüksektir. Başlı başına bir ibadet olan “mescitte bekleme” sünnetine alışılır. Günlük malayani alışkanlıklardan ve fasit çevreden emin olunan bir on gün yaşanmış olur. Dış etkilerden uzak bir Kur’an tilaveti belki de hatmi imkanı olur. Gece ibadeti ve nasuh bir tövbe için daha nezih bir ortamda bulunulmuş olur. Kalbin tedavisi yönünde bir tezkiye ve ıslah dönemi geçirilmiş olur.

İtikaf, mescitte beklemek olarak tarif edilebilir. Ancak bu bekleme içi doldurulması gereken bir beklemedir. Dış meşgalelerden uzak bir ortamda, ölümü, ahireti tefekkür edip. İleriki dönem için muhasebe yapma fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Kalabalıklar halinde yapılan bir itikaf bu hazzı vermiyorsa, o kalabalıktan da kaçınmak evladır.”

“İtikaf, Kur’an ve Sünnetle sabittir. Kur’an’da Ramazan ayının gecelerinden söz edilirken; “…Camilerde itikafta iken de hanımlarınıza yaklaşmayın…” (Bakara, 187) buyurulur. Başka bir ayette itikaf ibadetinin daha önceki ümmetlerde de yapıldığına işaret edilir (bk. Bakar, 125). Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in özellikle Ramazan içinde ve Ramazanın son on gününde itikaf yaptığını bildiren çeşitli hadis-i şerifler vardır. Hz. Aişe’nin şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan’ın son on gününde itikaf yaparlardı. Bu durum vefat zamanına kadar bu şekilde devam etmiştir. Daha sonra Hz. Peygamber’in zevceleri itikafı sürdürmüşlerdir.

İtikafın amacını şu iki noktada toplayabiliriz:

a-Müminin/davetçinin, dünya meşgalelerinden kendini soyutlayarak Rabbi ile yalnız kalması ve nefsini muhasebe etmesi sayesinde, hayatını ve amellerini O’nun rızası doğrultusunda tanzim etme, takva sahibi bir insan olma hal ve şuuruna erebilmesidir.

b- Ramazan ayının son on gününde girilen itikaf sayesinde –ki bu en faziletli itikaftır- Kadir gecesine rastlanarak, onun idrak ve ihya edilebilmesidir.

İbn Kayyım el-Cevziyye, Zadul Mead adlı eserinde “Rasullullah’ın Ramazan’da İtikaf Yapışları” başlığı altında şunları ifade etmektedir: “Kalbin düzeltilmesi ve Allah’a giden yol üzerinde istikamet bulabilmesi, Allah’a muvafakat edip, Allah’a bütünüyle yönelerek dağınıklığını toplamasına bağlıdır. Çünkü gönül perişanlığını Allah’a yönelmekten başka bir şey derleyip toplayamaz. Fuzuli yemek-içmek, lüzumsuz sokakçılık, boş sözler, aşırı uyku gönül perişanlığını artırıp onun her bir parçasını bir vadiye atar, onun Allah’a gidişine engel olur, onu zayıflatır, yolunu geciktirir ve yolculuğunu durdurur. Aziz olan Allah’ın merhametiyse kullarına lüzumsuz yeme ve içmeyi kaldırıp kalbi Allah yolundan alıkoyan çeşitli şehevi arzuların gönülden sökülüp atılmasını meşru kılmıştır. Hem onu maslahat (yarar) miktarınca meşru ederek kulun bu meşru şeyden dünya ve ahiretinde faydalanarak ona zarar vermemesini, onun dünya ve ahiret; şimdi ve gelecekte yararlarına mani olmamasını temin etmiştir.

Kullarına maksadı ve ruhu “kalbin Allah’a tam bağlılığı, ona muvafakati, O’nunla baş başa kalması, insanlardan kopması, sadece Allah’la ilgilenmesi” demek olan itikafı meşru yapmıştır. Şöyle ki, itikaf ile O’nu anmak, O’na muhabbet etmek ve O’na yönelmek gönül endişelerini ve kalbi duygularının yerine geçer. Onlara karşı kalbi istila eder de artık kalp bütün düşüncesini (O’na yoğunlaştırır), gönle gelen bütün fikirler O’nu zikretmeye, O(nun rızasını kazanıp O’na yakın olmaya çalışır. Halk ile ünsiyet yerine Allah’a ünsiyet meydana gelir. Böylece kulu, hiçbir dost simanın olmadığı, Allah’tan başka kimsenin sevindirmesinin mümkün olmadığı kabirdeki korkunç yalnızlık günlerinde Allah’la dostluğa hazırlamış olur. İşte itikafın en büyük maksadı budur.”

İTİKAF İLE KADİR GECESİNE HAZIRLIK

“Ümmeti Muhammed’in bu asırda belki de en çok mağdur olduğu, aslını idrakten mahrum olduğu nimetlerden biri de Kadir Gecesi nimetidir. Onlarca yıl yerine bir geceyi ihya ederek abad olup, cennete nail olmak gibi büyük bir nimet ve lütuf olan bu gece, kandillerle ve simitlerle geçiştirilecek bir gece değildir.
O, bir gezi ve muhabbet gecesi olamaz. Bunun için Kadir Gecesi ile ilgili olarak şu hususlara dikkat edelim:

1. Bu geceyi Allah Teala Ramazan ayı içinde gizlemiştir. 27. Gece diye kesin bir gece yoktur. En muhtemel günlerin en ihtimalli geçiş, kesinlik ifade etmemektedir. Her şeyi matematik kurallarına göre ve yükünü azaltarak halletme alışkanlığımızı bu geceye de uygulamaya kalkıştığımız için böyle bir sonuçla karşılaştık. Aslında işin sırrı onu bütün bir ay boyunca arıyor olmaktır.

2. Bilhassa son on gün Kadir Gecesi için yüksek ihtimalli gecelerdir. Dolayısıyla son on gününü, daha yoğun bir Ramazan günü olarak geçirmek gerekirken, Ramazan ayının sonuna doğru bitkinlikler gösterilen bir ortamda bitirilmektedir.

3. Kadir Gecesinde ne yapılabilir? Bu soruyu Aişe radıyallahu anha annemiz Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme sorduğunda şu cevabı almıştır:

“O gece şöyle dua et:
Allah’ım! Sen çok bağışlayıcısın. Kerimsin. Bağışlamayı seversin. Beni bağışla”
Demek ki o gece Allah’a el açma gecesidir. Maksat günahlardan kurtulmaktır. Günahlardan kurtulacak işleri yapmaktır. Bize Kadir Gecesini tanıtan sevgili Peygamber’imiz sallallahu aleyhi ve sellem, bunun dışında özel bir ibadet tanıtmamıştır.

Ashabı Kiram ve diğer selef büyükleri mescitlere kapanıp, bu geceyi çevrelerinden uzuk, seccadeleri başında tevbe ve istiğfarla, tefekkürle geçirmişlerdir. Onlardan iyisini yapacak durumda değiliz. Kadir Gecesini –camiler bile olsa- gezerek geçirmek, özel yemeklerle ihya etmeye kalkışmak ciddi bir zayiattır. Umudumuzun, kaynaklarımızın zayi edilmesidir.”

“Bu gecede; Günahlarımızdan dolayı pişmanlığımızı Cenab-ı Hakk’a arz edelim. Kur’an’ı Kerim okuyalım. Tefekkür edelim. Tezekkür edelim. Geçmişimizin muhasebesini, geleceğimizin plan ve programını yapalım. Kulluğumuzun gereğini yerine getirip getiremediğimizin hesabını gözden geçirelim. Özellikle şirkin hakimiyeti içinde yaşadığımız şu günlerde bu zilletten nasıl kurtulacağımızı, bu kurtuluşun içerisinde nasıl yer alacağımızı sorgulamalı, şahsiyetlerimizin eksikliklerini ciddi bir eleştiriye tabi tutmalı ve zilletten kurtuluş yolunda ilerlerken Allah’a şirkten, demokrasiden v. Küfürlerden arınmış kalplerle mavahhidce ve samimiyetle yönelip dua etmeliyiz. Ama mesele burada kalmamalı yapılan samimi duaların kabulüne yardımcı olacak samimiyetin ölçüsü amelleri de işlemeye gayret etmeliyiz.”

Uğur Aydın