Tarihler, milattan yüzlerce yıl öncesini gösteriyordu.

Firavun, Mısır ve çevresine hâkim olmuş ve ilahlığını ilan etmişti.

Ardından dünyanın en büyük kapitalist, sömürü, kölelik ve dikta düzenini kurmuştu.

 

En yakın danışmanı Haman’a büyük bir “taciz lobisi” kurdurmuş, kendisine isyan edenleri ve iyi çalışmayanı işkenceden geçirip öldürüyordu. Tıpkı bugün Küresel düzenin efendilerinin, kendisine tehlike olan Müslümanları katledip tasfiye etmesi gibi.

 

Yapımı on yıllar süren piramitlerde çalışan Mısır halkının düşünecek, fikir üretecek, isyan için teşkilatlanma kuracak vakitleri ve düşünceleri olmuyordu. Firavunlar piramitleri biraz da bu sebeple yapıyorlardı. Tıpkı bugün, küresel düzenin ekonomik piramidini ayakta tutmak için hepimizin deliler gibi çalışıp, küresel sömürü ve zulüm düzeninin kölesi olduğumuz gibi.

 

Firavun, ekonomiden sorumlu yakın adamı Karun ile “faiz-sömürü lobisini” işletiyordu. Karun, halka faizli borçlar veriyor, ödeyemeyen halk Firavun’un kurduğu çarkta ezilerek yaşamaya mecbur bırakılıyordu. Tıpkı bugünkü küresel Amerikano düzeninin yaptığı gibi.

 

Firavun rüyasında bir adamın gelip kendi düzenini yıktığını görmüş ve kâhinlere rüyasını yorumlatmıştı. Kâhinler, bir çocuğun doğup büyüdüğünde kendi düzenini yıkacağını söylediler. Firavun bunu duyunca tüm Mısır’a eli kanlı çetelerini salıp yeni doğan erkek çocuklarını öldürmesini söyledi. Hatta hamile kadınların karnı yarılıp bebekler çıkartılıp kesildi. Tıpkı bugün yeni doğan bir çocuğun küresel düzenin efendilerine tehlike olmaması için zihinlerinin moda, filim, sinema, gazete, Batıcı eğitim ile etkisiz hale getirilmesi gibi. Bunun Firavun’un yaptığından hiçbir farkı yoktur.

 

Firavun’un yüzlerce kişiden oluşan sihirbazları ve hatipleri vardı. Bunlar haftanın belli günlerinde halkı toplar ve “Firavun’un adıyla” deyip Firavun’u anarak sihir ve konuşma yapmaya başlarlardı. Halk da bu şebekeden etkilenip Firavun’a daha çok bağlanırdı. Tıpkı bugün dünyadaki medyanın %80’ini elinde tutan Amerikano medyanın dünya halklarını etkisi altına alması gibi.

 

Firavun, tüm Mısır’a işkenceci, katliamcı çetelerini salıp korku salıyordu. “Korkut ve yönet” yöntemi egemen olmak için uyguladığı en büyük stratejiydi. Tıpkı bugün Amerikano modele uymayanların NATO ile katliama tabi tutulup yok edilerek korku salınması gibi.

 

Firavun kendisine itaat etmeyen toplulukları ekonomik olarak sıkıntıya uğratıp aç bırakıyordu. Korkan halk, koşulsuz itaat ediyordu. Tıpkı bugün Amerika’nın “ekonomik ambargo” ile korkutması gibi.

Tam da bu olayların yaşanıp ve zulüm düzeninin hâkim olduğu sırada Allah’ın planı devreye girdi. Ve devrim süreci başladı. Nasıl mı? Dikkatlice okumaya devam edin.

 

Allah(c.c), Musa’yı (a.s) seçip Firavun’a uyarıcı olarak gönderdi.

Allah (c.c), Musa’ya dedi ki: “Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”

Musa ve kardeşi Harun: “Ey Rabbimiz! Biz Firavun’un bize karşı aşırı davranmasından ve azmasından korkuyoruz” dediler.

Allah da şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm”(Taha suresi).

Devrim süreci başlamıştı artık. Musa (a.s), Firavun ve düzenini rahatsız etmek için karşısına çıkacaktı. Çıktı da…

Musa (a.s), Firavun’u zulümden vazgeçip Allah’a itaat etmesi için uyardı. Evet, belki de şu ankinden o kat daha güçlü olan kapitalist-köle düzeninin efendisinin karşısına çıkıp Allah adına uyardı. Allah’a güvenen neyden korkar ki!

 

Firavun önce tüm propaganda ve algıtörleri ile Musa ve ona inananlara saldırdı. Musa’yı (a.s) katil, terörist ilan etti. Sihirbazları ile Musa’nın (a.s) itibarını sarsmaya çalıştı. Başarılı olamayınca ordusunu ve katliam çetesini harekete geçirdi, Musa ve inananları kovalarken deniz yarıldı. Musa ve inananlar geçti. Firavun ve askerlerinin geçeceği esnada Allah (c.c) denizi kapadı. Firavun ve ordusu boğularak öldüler. Hani yıkılmazdı büyük sömürü ve ilahlık taslayan düzenler! İnananlar, Allah’a güvenip gereğini yapınca nasılda yıkılıyormuş.

 

Eski çağlardan beri totaliter-diktatör düzenlerin ve güçlerin hâkimiyet kurmak ve hâkimiyetlerini korumak için en çok kullandığı strateji “korkut ve yönet” stratejisidir. Bugün bunu küresel güçler dediğimiz devletler sıklıkla uygulamaktadırlar. Bir bölgede, bir coğrafyada ya da bir toplulukta hâkimiyet kurmanın en basit yollarından biri “korku” salmaktır. Özellikle Amerika içinde bulunduğumuz yüz yılda bunu çok güzel uyguladı. Yaptığı propaganda ve algılarla dünya halklarına korku saldı. Artık haşa Allah’ın sıfatları Amerika’ya verilmişti. Bu da körpe zihinlere algısal olarak yerleştiriliyordu. Şöyle ki:

  • Amerika izin vermeden hiç kimse hiç bir şey yapamaz diye korkuttular. Hâlbuki Allah izin vermeden hiç bir şey olmazdı!
  • Amerika her şeyi bilir ve görür diye korku saldılar. Hâlbuki Allah her şeyi bilir ve görürdü!
  • Amerika ekonominizi bozar ve kriz olursa aç kalırsınız diye korku saldılar. Hâlbuki rızkı veren Allah’tı. Asıl Allah rızkı keserse işimiz zordu!
  • Amerika’nın CIA ajanları her an sizi öldürebilir diyerek korkuttular. Hâlbuki Allah’ın Azrail adlı meleği her an gelip canınızı alabilirdi!
  • Amerika işgal ederse işiniz biter diye korku saldılar. Hâlbuki Allah helak ederse işimiz biterdi!
  • Amerika’ya karşı gelen grupların üyelerini yakalayarak “Guantanamo Hapishanesi’ne” götürüp akla gelmedik işkenceler yapar diye korkuttular. Hâlbuki Allah’a karşı gelinirse ceza olarak verilen Cehennem azabının şiddeti çok çetindi!
  • Yıllarca “Sizi ancak Amerika kurtarır. Amerika kurtarıcıdır” diye algı yaptılar. Fakat beladan, açlıktan, hastalıktan, yokluktan, zalimlerden, çaresizlikten mutlak olarak kurtaracak olan tek otorite Allah (c.c) idi!

En büyük ve her şeyi yapabilen tek küresel güç Amerika diyerek herkesin Amerika’ya tapmasını sağladılar. Hâlbuki en büyük küresel güç “Allah” idi.

 

Verilen bu algılarla “korkutuyor” ve daha sonra korku saldığı halkları teslim alıp “yönetiyordu”.

 

İlahlıktan rol çalan Amerika, halkların Allah’tan (c.c) değil, kendinden korkmasını istiyordu. Amerika adına zihinlerde öyle korkular inşa edilmişti ki artık Amerika devrilmez yıkılmaz bir güç olarak kabul edilmişti. Eski çağlarda Firavunlar da aynı tekniği uyguladılar. Halkı, güç gösterisi yaparak korkutup yönetiyorlardı. Anlattığımız gibi Firavun, sihirbazlarını bir medya şebekesi gibi kullanıyordu.

 

Sihirbazlarına arada büyük şovlar yaptırıp halkı etki altına alıyordu. Halk, Firavun ve düzenini yıkılmaz bir güç olarak görmeye başlıyor korkudan isyan etmiyorlardı. Korku onların mücadele ve direnme iradelerini köreltmişti. İşte Amerika da halklara “korku” verip onların mücadele ve direnme iradelerini yok ediyordu. Korkaklık bir toplumun başına gelecek en büyük felaket olur. Amerika’nın verdiği korku “korkak ve pısırık ruhlu” insan modelleri oluşturuyordu.

 

Büyük tanrı Amerika’ya bağlı “savaş tanrısı” NATO, dünya halklarına kanla vahşetle korku salıyordu.

Büyük tanrı Amerika’ya bağlı “para tanrısı” DOLAR, inip çıkarak halkları ekonomik kriz ve açlıkla korkutuyordu.

Büyük tanrı Amerika’nın kontrolünde olan “karar ve hüküm tanrısı” BM (Birleşmiş Milletler), ambargo ve aleyhine karar vermekle korkutuyordu.

Büyük tanrı Amerika’ya bağlı “haber, fişleme ve suikast tanrısı” CIA, suikastlarla, dinlemelerle, belgelerle halklara korku salıyordu.

 

Tüm dünyada ve Türkiye’de yeni doğmuş bebekler büyümeye başlayınca Amerika adına yapılan bu algılarla büyüyordu. Ergenlik yıllarında zihninde Amerika putunun yerleşmesi sağlanıyordu. Her şeyi bilip gören, ondan izinsiz iş yapılmayan, karşı geleni ekonomik kriz ve işgal ile cezalandıran, ajanlarıyla suikast yapan bir “Tanrı” olmuştu Amerika. Bu format dünyada doğup büyüyen çocukların zihnine bir yolla atılıyordu. Bu bazen Hollywood filmleriyle yapılıyor, bazen kitaplarla, bazen gazete, dergi ve radyo gibi medyatik araçlarla yapılıyor, bazen itaatkâr yöneticilerle bu yapılıyordu. Zihinlere atılan bu formatın adı “köle formatı” idi. Çeşitli argümanlarla zihinlere yeterince korku veren Amerika, halkı ve özellikle gençleri köleleştirip yönetiyordu. Böylece “korkut ve yönet” stratejisi başarı ile uygulanmış oluyordu. Velhasıl, korkutulup yönetilenlerdendik…

 

Firavun ve Firavun Düzeninin kurduğu “simülasyonda” yaşıyoruz.

“Korkutup yönetmek” tek stratejileri.

Sahte bir hayat yaşıyoruz.

Acizce, korkakça bir hayat…

De hele! Böyle yaşamak, yaşamak mıdır?!

Kurduğu simülasyonlara, dünya halklarını sokup sürüleştirmektedir.

Tıpkı Firavun gibi her türlü sihirbazlarıyla “güdümlü halk” kitleleri oluşturup egemenliğini korumakta.

Dünyanın en büyük devrimcileri Peygamberlerdir. Hz İbrahim ve Hz. Musa, dünyanın en büyük kapitalist-köle düzeni olan Nemrut ve Firavun düzenlerini yıktılar. Hz. Muhammed (sav.) Mekke’deki kapitalist sömürü ve kölelik düzenini yıkarak devrim gerçekleştirdi, adil bir düzen kurdu.

Nasıl Firavun boğulup yok olup gitmişse modern Firavun’u taklit eden Amerika da yok olup gidecek! Modern Firavun’un karşısına dikilen Musalar bizler olacağız.

 

Bu Modern Firavun düzeninin kendisi de kuklaları da bırakın saldırsın! Hepsini tek tek nakavt edeceğiz. Defterlerini dürdükten sonra söyleyeceğimiz son söz şu olacak:

“Gerçek özgürlük, Allah’ın istediği düzene uyup Allah’a kul olmaktır”