• Genç Birikim

    Medeniyet Vakfı İç Anadolu Bölge Semineri Gerçekleşti

    - 26 Nisan 2019

0-21 Nisan 2019 Tarihlerinde Ankara Çubuk Kışlacık’da Belediyenin Sosyal Tesislerinde Medeniyet Vakfı İç Anadolu Bölge Semineri Gerçekleşti

Seminer’in sunumunu gerçekleştiren Niğde’den Erol Savaş; “Bizim rastgele bir araya gelmiş insanlar olmadığımızı, İslam’ı temsil eden, sorumluluk sahibi insanlar olduğumuzu, inşaallah buradan da enerji almış bir şekilde memleketlerimize döneceğimizi” ifade ettikten ve Ayhan Keskin’in Kuran Tilavetinden sonra Ali Kaçar Hocamız bir açılış konuşmasında bulundu.

Ali Kaçar Hocamız Konuşmasında; “Aynı davaya gönül vermiş insanlar olduğumuzu, Allah’ın ipine topluca sarılın ayeti gereği parçalanmamamız gerektiğini, bir vücudun organları gibi hareket etmemiz gerektiğini, istişarede rahmet olduğuna inanan bir dinin mensupları olduğumuzu, Kuran ve Sünnete uygun olarak hareket etmemiz ve dünyevileşmememiz gerektiğini, mücadelemizin de 100 metre koşusu değil bir maraton koşusu olduğunu ve ölünceye kadar devam etmesi gerektiğini” ifade etti.

 Seminerin ilk konuşmacısı, “Dava ve Dava Arkadaşlarımıza Vefa” konusuyla Bolu’dan katılan Taşkın Önel’di.

Taşkın Önel Konuşmasında; “Asli davamızın İslam Davası olduğunu, asıl amacın fitneyle mücadele olduğunu, kimileri için davanın birinci planda olduğunu, onlar için davanın hiç bir zaman ikinci plana atılmadığını, boş zaman olunca yapılan bir faaliyet gibi görülmediğini, işte dava ya da bu şekilde canı gönülden inanmak gerektiğini, kimi zaman arkadaştan vefa beklendiği gibi davadan da vefa beklendiğini, bunun yanlış olduğunu” ifade etti.

Seminerin ikinci konuşmacısı “Azimet ve Ruhsat” konusuyla Erzurum’dan katılan Ethem Karabulut idi. Ethem Karabulut konuşmasında: “Azimet, Ruhsat ve Maslahat kavramları üzerinde durdu. Meselelerin çok boyutlu yönü olduğunu, ölçünün önemli olduğunu, ölçünün kaynağının ne sorusunun gündeme geldiğini, işte bizim için Kuran ve Sünnet’in de temel ölçü kaynakları olduğunu, bizim bu referanslar üzerine düşündüğümüzü, Azimet, Ruhsat ve Maslahat kavramlarının davet metodu ve fıkhi olmak üzere iki yönünün olduğunu, herkesin kendine göre bir mana oluşturduğunu, bunun da iletişim problemi doğurduğunu, Peygamberlerin azimet, ruhsat ve maslahat’taki tavırlarına bakılması gerektiğini, asıl olanın normal şartlarda azimet, normal şartların dışına çıkıldığı zaman kolaylık prensibi gereği ruhsat olduğunu,

İnanç boyutuyla olaya tüzel kişilik ve gerçek kişilik olarak bakılması gerektiğini, gerçek kişilik üzerine gerçekleşen olaylarda ruhsatın kullanılabileceğini, yani bireylerin ruhsatı kullanabileceğini, ancak tüzelkişiliklerde azimetin tercih edilmesi gerektiğini, yani cemaati temsil eden önderlerin, İslam’ı temsil edenlerin azimetle amel etmeleri gerektiğini, ancak günümüz İslam Dünyasında “Müslümanların maslahatı” vurgusunun yapıldığını, birçok hükmün bu şekilde çiğnendiğini, oysa “İslam’ın maslahatı” denilmesi gerektiğini, Ashabı Uhdud olayını düşündüğümüzde Onların “Müslümanların maslahatı” denilerek o olaydan kurtulmayı seçmediklerini, günümüzde Müslümanların rahatı denilerek nefsi davranıldığını, temel prensiplerin çiğnendiğini,

Ölçülere dönülmediği sürece, Peygamberi metoda dönülmediği sürece üretilen herbir çözümün yeni bir problem doğuracağını,  işin hakikatinin örtüleceğini,  aslolanın Allah’ın hâkimiyeti, dinin korunması olduğunu, cihadın dinin korunması için olduğunu, Hak batıl mücadelesinde, İlayı Kelimetullah için azimetin seçilmesi gerektiğini” belirtti.

Seminerin üçüncü konuşmacısı olan Niğde’den Erol Savaş “Cahili Toplumlarda Çocuklara İslami Eğitim” başlıklı konuşmasında; “Çocuklara küçükken tevhidi anlayışın verilmesi gerektiğini, Allah Resulünün terbiyesiyle eğitim verilmesi gerektiğini, Kuran ve Sünnet eğitimi verilmesi gerektiğini, Asrı Saadette “ezber, tekrar ve eğitim halkaları” yoluyla eğitim verildiğini, çocukların eğitimine çok önem verildiğini, Asrı Saadet devrinde sahabelerin eğitim için kendi evlerini açtıklarını, Hz. Ömer döneminde de eğitim için mescidler açıldığını,

İslam’da eğitimin Allah merkezli, Batıda ise çocuk merkezli olduğunu, çocuklara özgüven aşılandığını, oysa çocukların Allah’a güvenmesi gerektiğini, çocukları günümüzde zararlı çizgi filmlerden, zararlı yiyeceklerden, müzikten korumamız gerektiğini, öncelikle kendi hayat tarzımızı değiştirmemiz, çocuklarımızı ihmal etmememiz gerektiğini, çocuklar için asıl rol modelin anne ve babalar olduğunu, bizim Allah için dostumuz kim, düşmanımız kim göstermemiz, Allah’ın yüceliğini anlatan ayetleri hatırlatmamız ve ideal model oluşturan Peygamber Kıssalarını, Esmail Hüznayı, Siyeri, Ahlakı da anlatmamız gerektiğini” söyledi.

Seminere yoğun programı nedeniyle öğleden sonra iştirak eden Medeniyet Vakfı Başkanı Ömer Küçükağa Hocamız “Müslümanlarda Cemaat Ruhu ve Aidiyet” başlıklı konuşmasında; “Cemaatin Kuran ve Sünnetin önem verdiği bir konu olduğunu, ne zaman Müslümanlar cemaat konusuna önem verdiyse başarılı olduklarını, ruh olmazsa canlığın da olamayacağını, Müslüman cemaatin ruhunun da Kuranı Kerim olduğunu, Kuranın kendini de Nur olarak adlandırdığını, aslolanın Müslümanların Allah’a aidiyeti olduğunu, Allah’a ve Resulüne itaat edin yoksa rüzgârınız gider” ayetinin çok önemli olduğunu, günümüzde her bir grupçuğun bir dal seçtiğini ve onun üzerine yoğunlaştığını, birbirlerini çekiştirdiklerini, küfürde olmadıktan sonra diğer cemaatlerle biraraya gelinmesi gerektiğini, Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, fırka fırka olmayın ayetinin önemli olduğunu, Müslüman kardeşliğinin Allah’ın bir nimeti olduğunu, Resulullah’ın bu kardeşliği önce Mekke’de sonra da Medine’de gerçekleştirdiğini, bizimde aynı şekilde kardeşliği tesis etmemiz gerektiğini” dile getirdi.

Seminerin dördüncü konuşmacısı olan Kayseri’den Fatih PALA” Nefis ile Mücadele” konulu konuşmasında; “Alimlerin dört şeyle cihad edileceğini söylediğini, bunların nefisle, şeytanla, kafirlerle ve nifakla mücadele olduğunu, kendisinin nefisle mücadele ve nefis muhasebesi üzerinde duracağını, Kuranda, nefsi mutmane, nefsi levvame ve nefsi emmare olmak üzere üç çeşit nefisten bahsedildiğini, İbni Kayyım El Cevzi’nin nefsi tanımlayarak, nefiste üç cazip davetçi olduğunu, bunların, 1- Şeytanın ahlaki özelliklerine çağıran davetçi, 2-Hayvanların özelliklerine çağıran davetçi, 3-Meleklerin özelliklerine çağıran davetçi, olduğunu,

Nefsimizi hesaba çekmemiz gerektiğini, nefsin hoşlanmadığı şeyleri yapmamız, şüphede bırakan şeyleri de terketmemiz gerektiğini, nefsin her arzuladığı şeyi yapmamak, nefsin hakkını vermek, ona karşı mücadelede sabırlı olmak ve boş olan şeylerin hepsinden kaçınmak gerektiğini ve nefsi bir ameli yapmadan önce ve yaptıktan sonra şeklinde hesaba çekmek gerektiğini” ifade etti.

Seminerin ikinci günün ilk konuşmacısı olan Ali Kaçar Hocamız “Müslüman İktidar İlişkisi” başlıklı konuşmasında; “İktidar, Darül İslam, Darül Harb ve Devlet kavramlarının anlamları üzerinde durduktan sonra Devletin kalıcı olduğunu iktidarın ise değişken olduğunu, Kuran ve Sünnete göre yapılanmanın önemli olduğunu, marufu emretmenin, nehyi anil münkeri yerine getirmenin, İslam Ahkâmını tesis etmenin ve İslami Tebliği yapmanın İslam Devletinin görevi olduğunu, Darul İslam’ın İslam’ın hükümlerinin uygulandığı yer manasına geldiğini, Resullulluh SAV’in hiçbir zaman uzlaşmaya girmediğini, sistem içi mücadele yapmadığını, Mekke’de Müslümanlara karşı yapılan ambargo esnasında bile mücadeleden vazgeçmediğini, 1946’da Demokrat Parti ile birlikte bazı imkânların açıldığını, Demokrat Partinin kurucularının yine CHP’den geçtiklerini, Celal Bayar’ın Demokrat Parti süreci ile ilgili olarak “Toplumsal baskı” nedeniyle bazı küçük imkânlar vererek barajdaki suyun baskısını azaltmak misali küçük küçük kanallar açmak suretiyle “onların gazını aldık” sözünün meşhur olduğunu, Müslümanlara karşı getirilen Ceza Kanununun 163. Maddesi ve yine 5816 Sayılı Atatürk’ü Koruma Kanununun yine Demokrat Parti zamanında çıktığını, Tek Parti Döneminde Müslümanlara jopla yapılanların Demokrat Parti Döneminde bu tip cezalarla daha yumuşak yöntemlerle yapıldığını, Özal’la birlikte liberalleşmenin önünün açıldığını, 1990’larla birlikte Müslümanların da liberalleştiklerini, sermaye ve parayla birlikte ilkelerini bıraktıklarını, “Halka hizmet Hakka hizmet” denilerek kendilerine hizmet edildiğini, 2000’li yıllarda ise bunun zirve yaptığını” dile getirdi.

Seminerin ikinci gününde başkanlığını Kayseri’den Fatih Pala’nın yaptığı “Davet” konulu bir de Panel gerçekleştirildi.

Panel’in birinci konuşmacısı “Davet ve Davetçinin Özellikleri” konusuyla Bolu’dan Remzi Korkmaz’dı. Remzi Korkmaz konuşmasında; “Davet’in İslam’a ve İslam’ın esaslarının uygulanmasına çağrı anlamına geldiğini, Davetin “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun” (Ali İmran/104) Ayetinin bir gereği olduğunu” ifade ettikten sonra davetçinin özelliklerinden bahsetti.

Panelin ikinci konuşmacısı olan Erzurum’dan İdris Tuğrul “Davette Metot” konusunu anlattı. Konuşmasında “Davetin aslında Tebliğ olduğunu, tebliğin kabul edildikten sonra onda kalmaması, onun da başkalarına ulaştırılması gerektiğini, Kuran’daki davet metoduna baktığımızda, örneğin “Ad Kavmine kardeşleri Salih’i gönderdik” şeklinde hitap olduğunu, bizim de hasım değil hısım olmamız, kardeş mantığı ile davet etmemiz gerektiğini, muhatap olduklarımızın özelliklerini iyi bilmemiz, tebliğde hakikati gizlemememiz, karşılığını Allah’tan beklememiz, güzel bir dille davet etmemiz ve sonuç odaklı değil görev odaklı olmamız gerektiğini” ifade etti.

Üçüncü panelist olan “Davet ve Sosyal Medya” konusuyla Kayseri’den Muhammed Başaran konuşmasında; “Küresel güçlerin kullandıkları üç büyük aracın ekonomi, silah ve medya olduğunu, Müslümanların diğerlerine nazaran medyada daha aktif olduklarını, Müslümanların önce radyoda girişimleri olduğunu, televizyonda da çok etkili olamadıklarını, bunlara çok içerik üretemediğimizi, internetin ve sosyal medyanın icadı ile birlikte daha bağımsız ortamların oluştuğunu, hatta Arap Baharındaki eylemlerin de sosyal medya vasıtasıyla meydana geldiğini, sosyal medya ile birlikte bağımsız haber kanallarının oluştuğunu, gençlerin artık uzun konuşmalardan hazzetmediklerini, sosyal medyada kendilerini birkaç dakika ile ifade ettiklerini,

Sosyal medyada davette “emin” olmamız, güvenilir olmamız, özellikle haber kanallarında paylaştıklarımız konularda dikkatli olmamız gerektiğini, her gittiğimiz yeri ve yaptıklarımızı paylaşmamamız, acemice değil profesyonel bir ekiple sosyal medyayı kullanmamız gerektiğini, sosyal medyayı gereği kadar kullanıp, insanların dikkatlerini çekip daha sonra da yüzyüze davet etmemiz gerektiğini” dile getirdi.

Seminer genel bir değerlendirme yapılarak, bir dahaki seminerde buluşmak duasıyla veda edilerek sona erdi.