• Harun Akça

    Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Dünü Bugünü ve Yarını

    - 07 Şubat 2021

Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Dünü Bugünü ve Yarını[1]

Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın Müslümanlar İçin Önemi

Mekke, Hz. Muhammed’in (a.s.) tevhid ve adalet mücadelesinin, mazlumun yanında, zalimlere karşı dik duruşunun ve bu yolda çektiği çilelerin şahididir. Bugün Mekke, Allah adına insanlar nasıl aldatılıyor, buna şahitlik ediyor.

Medine, bir “Asr-ı Saadet” toplumu nasıl kurulur, tevhid ve adalet bir topluma hâkim olursa o toplum, nasıl bir saadet toplumuna dönüştürülür’e şahitlik etmiştir. Yine Medine, adaletten sapılırsa toplumda fitne kazanı nasıl kaynar, fitne bir toplumda ayrılıklara, katliamlara nasıl sebep olur, buna şahitlik etmiştir.

Kudüs; Hz. İbrahim’in, Hz. İsa’nın, Hz. Musa’nın, Hz. Zekeriya’nın, Hz. Yahya’nın ve daha nice peygamberin tevhid ve adalet mücadelesine şahitlik etmiştir. Hz. Muhammed’in (a.s.) miracının şahididir Kudüs. İslam ümmetinin izzetinin ve -maalesef- zilletinin şahididir Kudüs. Ümmetin vahdetinin, nasıl izzet kazandırdığının şahididir, Kudüs. Kudüs işgal edilmişse ümmet parçalanmış, Müslüman yürekler işgal edilmiştir. Selahaddin-i Eyyubi’nin, ümmetin birliğini sağladıktan sonra, Kudüs’ü ve Müslüman yürekleri işgalden kurtarışının şahididir, Kudüs. Bugün, İslam ümmetinin parçalanışının, zilletinin, ezikliğinin en büyük şahididir, Kudüs. Zira Kudüs özgür olmadan, ümmet zilletten kurtulamayacaktır. Ümmet birliği sağlanmadan da Kudüs özgür olmayacaktır.

Mescid-i Aksa, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) İsra ve Miraç olayının gerçekleştiği yerdir. Allahu Teâlâ’nın ve O’nun elçisi Hz. Muhammed’in (s.a.v.) övgüsüne mazhar olmuş bir mesciddir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de İsra suresinin ilk ayetinde, “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, yücedir. Gerçekten O, işiten görendir” (İsra 17/1) buyrularak, Mescid-i Aksa’nın kudsiyetine değinilmektedir.

Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesidir. Yeryüzünde var olan, en eski mescitlerdendir. Nitekim Ebu Zer’den (r.a.) gelen bir rivayet, Peygamber Efendimizin (s.a.v.), yeryüzünde kurulmuş ilk mescidin Mescid-i Haram, ikincisinin ise Mescid-i Aksa olduğunu bize bildirmektedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mescid-i Aksa’nın fazileti ve ehemmiyeti ile ilgili İbni Mace’den gelen bir rivayette şöyle buyurmuştur: “Orası, mahşer yeridir. Oraya gidip namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz, başka yerde kılınan bin namaz gibidir. Oraya zeytinyağını hediye edersen, aydınlatılmasında kullanılır. Kim, bunu yaparsa oraya varmış gibi olur” (İbni Mace).

Başka bir hadis-i şerifte Peygamber efendimiz (s.a.v.), “Oraya (Mescid-i Aksa) gidin ve içinde namaz kılın” buyurmuştur. Bu hadisin ravisi diyor ki: “O zaman burası, Darul-Harb’di (yani Müslüman olmayanların hâkimiyeti altındaydı).” Rasulullah (s.a.v.) sözlerine daha sonra şöyle devam etti: “Eğer oraya gidemez ve içinde namaz kılamazsanız, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin” buyurmuştur (Ebu Davud).

Kudüs davası, tüm dünya Müslümanlarının ortak davasıdır. Yüce Allah’ın çevresini mübarek kıldığını bildirdiği, Müslümanların ilk kıblesini ve Resulullah’ın (s.a.v.) İsra ve Miraç mekânını içinde barındıran bu beldenin, bugün işgal altında olmasının sebebi, dünya genelinde tüm Müslümanların birlik ve bütünlüklerini kaybetmiş olmasıdır. Yani mesele, Filistin’in karşı karşıya olduğu durumla veya Filistinlilerin işlemiş olduğu hatalarla değil, ümmetin genel durumuyla doğrudan bağlantılıdır. Tarihte de böyle olmuştur. Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın durumu, ümmetin aynası olmuştur.

Kudüs; onu yok etmek, Yahudileştirmek, Arap ve İslami kimliğinden soyutlamak için hedef belirleyen, planlar ortaya koyan ve komplolar kuran, amansız Siyonist tehlikenin kıskacında bulunmaktadır. Siyonistler, herkese meydan okuyarak, kimseden çekinmeyerek, düşmanlıklarını ve kararlılıklarını ortaya koymuşlardır. Buna karşılık büyük ve geniş coğrafyasına rağmen İslam âlemi, onlara karşı çıkamamıştır. Araplarda şöyle bir atasözü vardır: “Firavun’a, seni firavunlaştıran (azdıran) neydi?” diye sorulmuş, o da, “Beni, yaptığımdan alıkoyacak birinin çıkmaması!” cevabını vermiştir. İşte İslam âleminin, Yahudilere karşı, Kudüs ve Mescid-i Aksa için durumu, tutumu böyledir.

Kudüs, öncelikli hakları olsa da yalnızca Filistinlilerin sorunu değildir. Ümmetten önce onu koruması gereken kimseler olmalarına karşın, sadece Arapların da değildir. Aksine Kudüs, yeryüzünün doğusunda veya batısında, kuzeyinde veya güneyinde olsun, yöneten veya yönetilen, tahsilli veya tahsilsiz, zengin veya fakir, erkek veya kadın olsun, bütün Müslümanların ortak sorunudur. Herkes, konumu ve imkânı nispetinde üzerine düşen görevi yapmakla sorumludur.

Mekke, Medine ve Kudüs, insanlık tarihinin üç önemli şehridir. Bu şehirler, insanlığın tarihine şahitlik ettiği gibi, bizim de yaşadıklarımıza şahitlik ediyorlar.

Kudüs, İslam’ın kutsal saydığı şehirlerin üçüncüsüdür. Diğer adıyla Beytü’l-Makdis’tir. Yüce Allah, bu şehri, çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa ile şereflendirmiştir. Buhari ve Müslüm’in, Ebu Hureyre ve Ebu Said el-Hudri’den rivayet ettikleri şu sahih hadis, bu hususa açıkça işaret etmektedir:

Hz. Peygamber (s.a.v.): “(İbadet maksadıyla) sefer (yolculuk), ancak üç mescide yapılır. Bunlar; Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa ve benim şu mescidimdir” buyurmuştur.

Dünyanın en eski şehirlerinden olan Kudüs, Filistin’in başkentidir. Kudüs’ün bir anlamı da barıştır. Kudüs’ün, Yahudi işgalinden kurtarılması, dünya barışına ciddi katkı sağlayacaktır.

Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. Zekeriyya, Hz. Yakup, Hz. Yahya, Hz. İsa (a.s.) gibi peygamberlerin yaşadığı, Hz. İbrahim’in de belli bir dönem bulunduğu bir kent olan Kudüs’ün her köşesinde ayrı bir peygamberin ayak izleri vardır.

Kudüs, bir tevhid şehridir. Üç ilahi dinin kutsal saydığı bir şehirdir. Hz. Süleyman, ilk mescidi burada, Kudüs’te yaptırmıştır. Hıristiyanlar için Kudüs’ün kutsallığı, İncil’e göre Hz. İsa’nın bu şehirde çarmıha gerilmesinden ve 300 yıl sonra Azize Helena’nın Hz. İsa’nın hayatındaki hac noktalarını belirlemesinden gelmektedir. Hz. İsa, Kudüs bölgesinde doğmuş, bu bölgede tevhid ve adalet mücadelesi vermiş, burada çarmıha gerilmiş ve Rabbine yükselmiştir.

İlahi dinlerin sonuncusu olan İslam, tüm peygamberlerin mirasını gereği gibi koruyacak tek dindir. Dolayısı ile Kudüs’ün gerçek sahibi, ancak Müslümanlar olabilir. Müslümanlar, özgür Kudüs’te adil bir yönetimle, tüm dinlerin kutsallarına saygı duyarak Kudüs’ü bir barış kenti yapabilirler.

İşgalci İsrail, 1967 yılında işgal ettiği Kudüs’ü, 30 Temmuz 1980’da tek taraflı olarak başkent ilan etti. İşgalci İsrail, bu kararından sonra hükümeti, meclisi ve yüksek mahkeme gibi önemli kurumlarının tamamını Kudüs’e taşıdı. Kudüs’te yaşayan Filistinlileri, Kudüs’ten uzaklaştırmak için, her türlü zulmü yapan Siyonist güçler, Kudüs’te sürekli yeni yerleşim yerleri açarak Yahudi nüfusunu arttırmaya çalışıyorlar.

Yüce Allah, Hz. Muhammed’e (s.a.v.) bu kutsal şehrin düşmanlar tarafından işgal edileceğini ya da işgal yoluyla büyük bir tehdide maruz kalacağını haber vermiş olmali ki, Peygamber (s.a.v.) sürekli olarak ümmetine burayı korumalarını, düşman eline esir düşmemesi için, uğrunda cihat etmelerini ve esir düşmesi halinde ise savaşıp onu özgürlüğüne kavuşturmalarını söylemiştir. Yine Hz. Peygamber (s.a.v.), Müslümanlarla Yahudiler arasında gerçekleşecek savaşı da haber vermiştir. Zaferin sonunda Kudüs’ün, Müslümanlara ait olacağını, öyle ki ağaç ve taşların bile Müslümanların safında durup onlara, düşmanın saklandığı yeri söyleyeceğini müjdelemiştir (Buhari).

Ebu Umame el-Bahili’nin (r.a.) anlattığına göre Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Ümmetimden bir topluluk, galip oldukları halde kendilerine Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar düşmanlarını kahretmeye devam edeceklerdir ve başlarına gelen hastalıklar dışında hiçbir düşman onlara zarar veremeyecektir.” Orada bulunanlar, “Ya Rasulallah! Peki, (o gün) bu kimseler nerede olacaklardır?” diye sordular. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Beyt’ül-Makdis’te (Kudüs) ve onun çevresinde olacaklardır” buyurdu (Ahmed bin Hanbel).

Filistinli Müslümanlar, evlerine, yurtlarına sahip çıkarak bir de çok çocuk yaparak işgalcinin, Kudüs’ü Yahudileştirme çabalarına karşı direniyorlar. Bugün, Filistin’de, Kudüs’te doğan her bir Müslüman çocuk, direnişin ifadesidir. Filistinli anneler, bugün “ölecek çocuklar” doğuruyor belki ama işte o çocuklar, Kudüs’ün özgürlüğünün habercisi olacaklardır.

Bizler, Yüce Allah’ın evrendeki kanunlarını, tarihi ve günümüz olaylarını okuyarak dünyanın geliştiğine, çevremizdeki varlıkların hiç ummadığımız biçimde hızla değiştiğine tanık oluyoruz. Biz, bu kanunu, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasında, Avrupa Birliği’nin oluşmasında ve dünyada yeni ekonomik güçlerin ortaya çıkmasında müşahede ettik. Eskiden beri insanların söylediği bir söz vardır: “Bir durumun, aynı hal üzere kalması söz konusu değildir.” Kur’an-ı Kerim’de de evrenin değişmez kanunu olarak bu husus şöyle ifade edilmektedir: “O günleri, biz, insanlar arasında döndürür dururuz” (Ali İmran 3/140). Yüce Allah, bu ayet-i kerimeyi; Peygamber (s.a.v.) döneminde, mutlak bir galibiyet elde ettikleri ve “Hak ile batılın ayrıldığı yani iki ordunun birbiriyle buluştuğu gün” (Enfal 8/41) diye söz ettiği Bedir Savaşından sonra, yenilgiye uğrayıp en değerli yetmiş şehidini verdikleri Uhud Savaşı sonrası indirmiştir.

İşte bugün de Yahudilerin bu zulmü, işgali ve terör estirmesi, ebedi kalmayacaktır.

Siyonistler, yüzyıllardır batıl ve çağdışı inançları nedeniyle, Mescid-i Aksa’nın, Süleyman heykelinin diğer adıyla Süleyman mabedinin, bulunduğu yere yapılmış olduğunu iddia etmektedirler. Bu nedenle Mescid-i Aksa’yı yıkarak, onun yerine daha önce var olduğunu iddia ettikleri Süleyman heykelini dikmek istemektedirler. Bu amaçla da Mescid-i Aksa’yı yıkmak için insanlık dışı her türlü hile ve tuzağa başvurmaktadırlar. Nitekim bu amaca yönelik ilk denemelerini, 21 Ağustos 1969 tarihinde, Denis Ruhan adlı fanatik bir Siyonist’in, Mescid-i Aksa’yı yakma girişiminde bulunmasıyla gerçekleştirmişlerdir. Ne yazık ki bu olayda, Mescid-i Aksa büyük zarar görmüş, Mescid’in tarihi minberi tamamen yanarak yok olmuştur. Daha sonraki yıllarda da, Siyonist terör devletinin, teşvik ve yardımlarıyla bu tür bireysel sabotaj ve saldırılar artarak devam etmiştir. Bu saldırı ve sabotajların en kanlılarından birisi de, 8 Ekim 1990 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Eli kanlı Siyonistler tarafından bu saldırılarda 30 Müslüman şehid edilmiş, 800 Müslüman ise yaralanmıştır. Kudüs katliamı olarak tarihe geçen bu saldırı, ırkçı Siyonist İsrail yönetiminin eli kanlı fanatik militanlarını kışkırtması ile gerçekleştirilmiştir. Yine 5 Ocak 1948’de Batı Kudüs’te Müslümanlara ait olan Seramis Oteli’ni kundaklayıp 26 Filistinli Müslümanı, vahşice yakarak şehit etmişlerdir. Bu tarihten kısa bir süre sonra 9 Nisan 1948’de de, tarihe Deir Yasin katliamı olarak geçen, katliama imza atmışlardır. Deir Yasin köyündeki bütün sivilleri şehit etmişlerdir. Bu vahşetle yetinmeyen eli kanlı Siyonist terör örgütü, öldürdükleri ya da yaraladıkları veya esir aldıkları Müslümanları kamyonlara doldurarak şehirde dolaştırıyor ve bu kutsal şehri terk etmelerini istiyor, eğer terk etmezlerse “sizin de sonunuz böyle olacak” şeklinde anonslar yapıyorlardı. Bir başka katliamı da El-Halil şehrinde yaptılar, Siyonistler. Tarihler 25 Şubat 1994’ü gösterdiğinde, o tarihe kadar, tamamı Müslümanların denetiminde olan Halilurrahman Camisi, bir sabah namazı esnasında, Amerikalı fanatik bir Yahudi olan Baruch Goldstein, namaz kılan Müslümanların üzerine ateş açması sonucu, 29 kişiyi şehit etti ve 125 kişiyi yaraladı. Devamında çıkan olaylarda da 67 Müslüman şehid edilirken, 300’e yakınını da yaraladılar. Bu katliamdan sonra Halilurrahman Camisi, 9 ay ibadete kapatıldı. Cami tekrar ibadete açıldığında ise 4’te 3’lük bir bölümün Yahudilere, 4’te 1’lik kısmın da Müslümanlara verildiği görüldü.

Geride kalan bunca yıllık süre içerisinde, gözü dönmüş Siyonist katiller, çeşitli tarihlerde Mescid-i Aksa’ya yönelik yakma, bombalama ve dinamitleme faaliyetlerini her fırsatta devam ettirmişler ve halen de devam etmektedirler. Eğer Müslümanlar sorumluluklarının gereğini yerine getirmezlerse bu tehdit, Siyonistlerin batıl inançlarınca kutsal sayılan Siyon mabedinin ya da Süleyman heykelinin Mescid-i Aksa’nın yerine dikilinceye kadar devam edecektir. Müslümanların Kudüs’le olan gönül bağını kopardıktan sonra, bekledikleri ve bildikleri uygun bir zamanda bu kutsal mabedi ortadan kaldıracaklardır.

Tarih boyunca bu ümmete, öyle hastalıklar ve öyle felaketler isabet etti ki, düşmanlar bu ümmetin yok olup gittiğine kesin gözüyle bakmışlardı. Ancak bu ümmet, içinde bulunduğu musibet ve felaketlerden altının ateşten çıktığı gibi, olduğundan daha parlak ve daha berrak bir şekilde çıkmayı başarmıştır. Bu ümmet, zayıf düştüğü, yer yer bölünmeler yaşadığı ve hükümdarlarının gaflet içinde olduğu bir dönemde, batıdan Haçlı savaşları, doğudan Tatar saldırılarına maruz kalmıştır. Müslümanlar, ilk önce, bir bir kalelerinin düşüşüne şahit oldular. Sonra işgalciler, halkı istedikleri gibi yönetmeye başladılar. Kendileri için küçük devletler ve emirlikler kurdular. Mescid-i Aksa, tam doksan yıl Haçlıların elinde esir kaldı.

Sonra Allah, aslen Arap olmayan fakat Arap kültürünü İslam’la tanıyan bazı kimseleri ortaya çıkardı. Bir Türk olan İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Mahmud Zengi, bir kürt olan Selahaddin el-Eyyübi, Memluk sultanlarından Seyfüddin Kutuz ve Zahir Baybars bunlardandı.

 

Sözümüzün burasında Kudüs tarihine değinmekte yarar görüyoruz:

KUDÜS TARİHİ

Kudüs, insanlık tarihindeki en eski şehirlerdendir. Tarihçiler, Kudüs’ün inşa ediliş tarihi için kesin bir şey belirtmese de M.Ö. 3000 yılında, Yebusilerin Kenanlılarla birlikte Kudüs şehrini kurduğu söyleniyor. Yebusiler, Arap yarımadasından Filistin’e göç eden, Arap kabilelerinden biridir.

Kaynaklar, Hz. İbrahim’in doğduğu şehrin, Ur şehri olduğunu söylüyor. Ur şehrinin bugünkü Urfa bölgesi olduğu tahmin ediliyor. Hz. İbrahim, burada, Nemrud ile girdiği mücadeleden sonra, bu bölgeden Mısır’a hicret ediyor, daha sonra Kenan bölgesine geliyor. Kenan, Filistin’de El Halil’i de içine alan bir bölgenin adıdır. Hz. İbrahim, bu bölgeye geldiğinde tarih, M.Ö. 1900’lü yıllar idi.

Hz. İbrahim, eşi Sara ile birlikte Kenan bölgesine geldiğinde 75 yaşlarında idi. Hz. İbrahim, Filistin’e geldikten sonra iki oğlu olmuştu: Hz. İsmail ve Hz. İshak. Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu Hz. İsmail’i Hicaz bölgesine götürmüş, daha sonra kendi de giderek Kâbe’yi inşa etmişti. Hz. Sare ve oğlu Hz. İshak, Filistin bölgesinde yaşamıştı. Hz. İshak’ın oğlu, Hz. Yakub da peygamber olarak görevlendirilmişti. Hz. İbrahim ve çocukları, Filistin’in farklı yerlerinde yaşamışlardır.

Hz. Yakub (diğer adı ile İsrail), ailesi ve çocukları ile Filistin’den Mısır’a göç etmişti. İsrailoğulları, Hz. Yakub’dan dolayı İsrailoğulları ismini almıştır. Hz. Musa dönemine kadar İsrailoğulları Mısır’da yaşamışlardı ki bu süre, yaklaşık olarak 430 yıldır.

Kudüs’ü, M.Ö. 990’lı yıllarda, Hz. Davud’un ordusu ele geçirdi ve Hz. Davud, burayı krallığının başkenti yaptı. Ondan sonra Kudüs’e, Hz. Süleyman hükmetti. Hz. Süleyman döneminde, Mescid-i Aksa inşa edildi. Hz. Süleyman’ın yaptığı mescide, Yahudiler, “Süleyman Mabedi” diyorlar. Hz. Süleyman’ın vefatından sonra devleti oğulları arasında ikiye parçalandı ve daha sonra yıkıldı. M.Ö. 586 yılında, Babiller Kudüs’e hâkim oldu. İsrailoğulları’nı Babil’e sürüp Süleyman tapınağını yıktılar. Tarihi süreç içerisinde Mescid-i Aksa, birçok kez yıkıldı ve yapıldı. Bu tarihi dilim, İsrailoğulları’nın Kudüs’e hâkim olduğu tek dönemdir. İşgalci İsrail, 1967 yılına kadar Kudüs’e bir daha hâkim olamadı.

Tarihi süreç içerisinde Kudüs, birçok kez el değiştirdi.

Kudüs, M.Ö. 64 yılında da Roma İmparatorluğu’nun hâkimiyetine geçti. Bu sıralarda Kudüs’te Hz. Zekeriya yaşıyordu ve İsrailoğulları’nı tevhide davet etmeye devam ediyor, vahiyle insanları uyarıyordu. O’ndan sonra Hz. Yahya, peygamber olarak görevlendirildi.

Hz. Meryem’i, annesi Hanne, daha doğmadan Allah’a adamıştı. Bu adanıştan dolayı rivayete göre Hz. Meryem, 8-10 yaş civarında, Hz. Zekeriya’nın önderliğinde, Yahudi âlimlerin karşı çıkmalarına rağmen Mescid-i Aksa’da bir odaya yerleşerek, burada Allah’a adanmış bir hayat yaşadı. Hz. Meryem’in Kudüs’te yaşadığı biliniyor. Vefat ettiğinde de buraya defnedildiği söyleniyor.

Hz. İsa’nın, Kudüs yakınlarındaki, Beyt’ül-Lahim’de dünyaya geldiği ve Kudüs bölgesinde yaşadığı, bu bölgede tevhid ve adalet mücadelesi verdiği, yine rivayetlere göre, Kudüs’te çarmıha gerildiği ve bu bölgede vefat ettiği, buradan Rabbine yükseldiği rivayet edilir. Hz. İsa’nın doğumu, Miladi yılın başlangıcı olarak kabul edilir.

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), İsra ve Miraç hadisesi gerçekleştiğinde, Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmişti. Bu hadisede Kâbe ile Mescid-i Aksa arasında bağlantı kurulduğunda tarih, M.S. 621’i gösteriyordu.

M.S. 614’te Kudüs, Persler (İranlılar) tarafından ele geçirildi. Miraç olayı gerçekleştiğinde Kudüs, İranlılar tarafından yönetiliyordu. 627 yılında, Bizanslılar, şehri İranlılardan geri aldılar.

Kudüs, 638 yılında Hz. Ömer (r.a.) tarafından Bizanslıların elinden alınarak İslam devletinin topraklarına dâhil edildi. O dönemde Kudüs, Hıristiyanların elinde idi.

[1] 25 Aralık 2020 tarihinde, Google Meet programı üzerinden yapılan konferansın metnidir.